Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Halk Kültürleri
Halk Kültürleri

Anlatmalar

Efsaneler - Destanlar

Halk Hikayeleri

Masallar - Fıkralar

Gelenekler

Kültürler



Türk Destanları

Türk Destanları
Doç. Dr. Faruk K. Timnurtaş

Destan nedir?

Destan kelimesi dilimizde çeşitli mânalar ifade etmektedir. Lügat mânası «hikâye, efsâne, masal» demektir. Halk edebiyatımızdaki nazım şekillerin­den biri destan adını taşır (1). Fransızca «epopee» ve «leğende» kelimeleri­ni de dilimizde destan sözüyle karşılıyoruz. Burada destan kelimesiyle «epopee» ve «leğende» kasd edilmiştir.

«Epopee» tarihî fakat efsaneleşmiş kahramanlık vak'alarını ve bunları yapanları anlatan; yâni tarihî kahramanları ve onların maceralarını teren­nüm eden manzum hikâyelerdir. Bunlar milletin ortak malıdır. «Leğende» ise; tarihten önce veya tarihin başlangıcı sırçalarında, bir milletin geçirdiği maceraları, yetiştirdiği kahramanları, tabiat, kâinat ve cemiyet hâdiseleri hakkında düşündüklerini ve bunlar karşısında aldığı vaziyetleri anlatan din ve kahramanlık efsâneleri ve masallarıdır. «Leğende» da milletin ortak mah­sulüdür.

Demek ki, destanlarda bir milletin başından geçen çeşitli hâdiseler, fe­lâket ve saadetler, yenilgi ve başarılar; aralarından yetişen ve bu hâdiselerde önemli roller alan kahramanlar; o mîlletin dünyanın meydana gelişi, insanların yaratılışı, kendi türeyişleri ve ölüm hakkındaki düşünceleri ve inanışları yer almaktadır.

Devamını oku...
 

Ramazan Davulcuları Ve Davulcu Mânileri

RAMAZAN DAVULCULARI VE DAVULCU MÂNİLERİ

M. Şakir Ülkütaşır

Bundan yarım asır evveline gelinceye kadar İstanbul'un ayrı bir tip teşkil eden "Mahalle Bekçileri" vardı. Bunlar çoğunlukla Doğu illerimiz halkından olup, ya bir cami, yahut bir mescidin yanındaki meşruta bina­nın (vakıf bir evin) alt katında, yahut da mahallenin bir köşesinde dar  ve basık tavanlı bir odacığın içinde kut-u lâyemût (ölmeyecek kadar) yaşar, geçinir giderlerdi. Her mahallenin gedikli bir bekçisi olurdu. Bek­çilik iyi ahlâk sahibi olmak şartiyle evlâda, bekçi babanın akrabasına, ya­hut da yakın bir hemşehrisine intikal ederdi.

Ekseriya iri yapılı, gür sakallı, ağbâni sarıklı, kısa meşin kürklü veya topukları döğen uzun gocuklu, yün kuşak ve poturlu bir tip ve kı­lıkta olan bu mahalle bekçileri, geceleri ellerinde  -alt ucu kalın bir de­mir kakmalı-  o meşhur kalın sopalarıyla kaldırım taşlarına vura vura sokakları gezerlerdi. Bu bekçiler, mahallenin akla gelen her çeşit idarî ve inzibatî işlerinde İmamın, İhtiyar Heyetinin birer el ulağı mesabesinde idiler.

İşte Ramazanın girmesiyle bu emektar ve sevimli Bekçi Babalar, kı­şın gocuklu, yazın çepkenli, birer "Ramazan Davulcusu" olur; gümbür gümbür çaldıkları davullarıyla halkı her gece Sahura kaldırırlardı. Ayın (yâni Ramazanın) on besiyle beraber de, yine geceleri, mahallenin  -kapı kapı- bütün evlerini dolaşarak mâniler söyler, bahşiş toplarlardı.

Devamını oku...
 

Şanlıurfa Balıklı Göl Efsanesi

Şanlıurfa Balıklı Göl Efsanesi

Bir zamanlar bu şehirde zalim bir hükümdar yaşarmış. Yaptığı bu zalimliklerle kendinden geçen Nemrut gün gelmiş kendisini Tanrı zannetmeye başlamış ve büyük tapınaklar yaptırıp içine de kendi heykellerini koydurmuş. Halkına da baskı yaparak kendisine Tanrı diye tapmalarını istemiş.

Bir gece Zalim Nemrut uykusunda korkunç bir kabus görmüş. Kan ter içinde fırlamış yatağından. Hemen sarayın bütün kahinlerini ve büyücülerini çağırtmış ve rüyasını anlatmış onlara. Nemrut'un rüyasını dinleyen kahinlerin ileri gelenleri şöyle yorumlamış Nemrut'un rüyasını: "Efendim, krallığınızda dünyaya gelecek bir çocuk sizin tahtınızı ve saltanatınızı yıkacak, ülkeniz üzerindeki hakimiyetinize son verecek."

Sarayındaki danışmanlarına çok güvenen Nemrut korku içinde kaskatı kesilmiş. Panik halinde nasıl önlemler alabileceklerini sormuş onlara. Sarayın baş kahini atılmış öne hemen; "Değerli efendim" demiş, "Eğer bu sene krallığınızda doğacak bütün erkek çocuklarını öldürtürseniz , erkekler ve kadınların da bu yıl boyunca birbirlerine yakınlaşmalarını yasaklarsanız ve aksine yapan herkesi asarsanız bu sorunu da çözersiniz" .

Nemrut kahinlerin önerisiyle doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesi emrini vermiş. Ülkesinde yaşayan her on aileye bir gözlemci düşecek şekilde kuralların uygulanıp uygulanmadığını izlemeye başlamış. Sadece başdanışmanı Azer'e çok güvendiği için onun ve ailesinin başına gözlemci koymaya gerek duymamış.

Devamını oku...
 

Düzgün Baba Efsanesi

Düzgün Baba Efsanesi

Şah Haydar Seyyid Mahmud-i Hayrani’nin oğludur. (Tunceli) Zeve yakınlarında bulunan Zargovit tepesinde hayvanlarını otlatmak için bir ev yapar. Burada hayvanlarıyla meşgul olur.

Kışın zemherisinde keçilerinin gayet güzel beslendiklerini gören Seyyid Mahmud-i Hayrani “Acaba Şah Haydar bu kışın ortasında bu hayvanlara ne yediriyor ki hayvanlar bu kadar güzel besleniyorlar.” Diye merak eder ve Şah Haydar ile hayvanların bulunduğu yere gider. Bir de bakar ki Şah Haydar elindeki çubuğu hangi meşe ağacına değdiriyorsa o ağaç hemen yeşeriyor. Taze filizlerle süsleniyor, keçiler de bu filizlerden yiyerek besleniyorlar.

Seyyid Mahmud-i Hayrani bu durumu görünce sesini çıkarmadan geri dönmek ister. Ancak o sırada bir keçi, birkaç kez üst üste hapşırır. Şah Haydar ne oldu babam Derviş Mahmud’umu gördün ki bu kadar hapşırırsın, der ve arkasına baktığında babasının kendisine görünmeden gitmek istediğini görür.

Devamını oku...
 

Munzur Baba Efsanesi

Munzur Baba Efsanesi (Yöre Tunceli)

Zamanın birinde bir pir varmış, onun da bir tek kızı. Kızı bir gün ölür. Dede birkaç gün üst üste kızını rüyasında görür. Kızı, “Baba” der “Benim mezarımı aç. Bende bir emanet var onu al.” Dede gördüğü rüyayı taliplerine anlatır. Bunun üzerine karar verilip mezar açılır. Kızın tabutunun içerisinde beşiğe benzer bir şeyin içerisinde bir çocuk şahadet parmağını emmektedir. Çocuğu oradan alırlar. Dede rüyasında tekrar görür kızını. Kız, rüyasında babasına, “Çocuğun adını ‘Munzur’ bırakın.” der.

Gel zaman git zaman Munzur, yedi yaşına gelir ve Tunceli’nin Ovacık İlçesine bağlı Koyungölü civarında yaşayan bir ağanın koyunlarını gütmek için yanında çobanlık yapmaya başlar.

Munzur’un ağası hac zamanı geldiği için hacca gitmiş. Ağasının hacda olduğu bir gün Munzur ağanın hanımının yanına gelir ve;
-Hanımım, ağamın canı sıcak helva ister. Helvayı yaparsan ben kendisine götürürüm, der.

Devamını oku...
 

Alp Er Tunga Destanının Özeti

Başta Şehname olmak üzere çeşitli kaynaklardan derlenen Alp Er Tunga destanının özeti şöyledir:

Turan ile İran birbirine komşu ve düşman iki devlet idi. iran ülkesinin tahtında Minuçehr, Turan ülkesinin tahtında ise Alp Er Tunga'nın babası Peşeng Kağan vardı.

iran hükümdarı Minuçehr ölünce, Kağan Peşeng oğlu Alp Er Tunga'ya şöyle dedi: "Bu İranlıların bize yapmadığı kötülük yoktur. Şimdi Türk'ün öç alma zamanı gelmiştir!"

Alp Er Tunga da bunu istiyordu. "Arslanlarla bile çarpışacak güçteyim ve İran'dan öç alacağım" dedi. Peşeng'in öbür oğlu Alp Arız, İranlılarla savaşmak yanlısı değildi. Fakat karar verildi ve Alp Er Tunga savaş hazırlığına başladı.

Devamını oku...
 

Arap Baba Efsanesi

Arap Baba kimdir?

Bazı kaynaklara göre Arap baba Harput velilerinden. Gerçek adı Yusuf olup, babasının adı Arabşah’tır. Hayatı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Doğum tarihi ve yeri belli değildir. On üçüncü asırda yaşadığı rivayet edilen Arap Baba, Harput’un fethi için gelen Selçuklu kumandanlarından olup, aynı zamanda büyük bir velidir.

İslamiyeti yaymak için bazan kılıç kullanan Arab Baba, çoğu zaman insanlara doğru yolu göstermek için vaaz ve nasihatlerde bulundu. Sık sık, “Kılıçla geldim kalemle gideceğim” dediği belirtiliyor. Vefat tarihi belli değildir. Arab Baba’nın türbesi 1279 tarihinde yapılmıştır. Türbenin alt katında kabir odası, üst katında ise ziyaret edilen sanduka vardır. Arab Baba’nın kabrinin bir özelliği de naaşının herkes tarafından görülebilecek şekilde açıkta olmasıdır. Türbe içinde üzeri yeşil kumaşla örtülü camdan bir sanduka içerisinde bulunan Arap Baba, çürümemiş cesedi ve kesik başı ile büyük bir ilgi toplamaktadır. Çürümemiş cesedi görmek isteyen ziyaretçilere, sandukanın örtüsü açılarak gösterilmektedir.

Arap Baba Efsanesi:

Harput'ta Alaca mescidin sol tarafından bir iki metre aşağı indikten sonra kayalar üzerinde küçük bir kapı görülür. Bu Arap baba türbesinin kapısıdır.Türbe dikdörtgen şeklindedir. Zeminin tam ortasında yeşil kumaşla örtülü tahtadan bir sandukça içerisinde Arap babanın cesedi bulunur. Cesedin başı yoktur. Sonradan buraya kesik bir baş konmuşsada   kesik başın cesetle hiç bir ilgisinin olmadığı görülür. Bütün uzuvlarıyla olduğu gibi varlığını sürdüren cesedin göğüs ve karnı nisbeten çökmüş, özellikle el ve ayakları tırnaklarına varıncaya kadar şaşılacak bir biçimde sağlamdır. Cesedin uzun zaman mumyalanmış olduğu ifade edilmişse de bu konuda yapılan çalışmalarda sağlıklı bir sonuca varılamamıştır.

Devamını oku...
 

Harput Kalesi Efsanesi

HARPUT KALESİ (SÜT KALESİ) EFSANESİ

Harput kalesinin bir adıda Süt kalesidir. Bu kaleye süt kalesi denmesinin ilginç bir hikayesi vardır. Kalenin temelleri atılır. Kale duvarları yükselmeye  başlar. Ancak o yıl başlayan su kıtlığına bir çare bulunmaz. Aynı yıl bu su kıtlığının aksine hayvanların sütleri oldukça boldur. Zamanın hükümdarı emir verir. Harç için süt kullanılıcaktır. Hayvanlar sağılır. Harç süt ile karılır, kale tamamlanır.

Diğer  bir efsaneye göre ise kalenin pek çok dehlizi vardır. Bu dehlizlerden birinde güzellerden bir kız yaşarmış. Ancak büyülü olduğundan sürekli kendisi için yaptırılan bir altın köşkte uyumaktaymış. Yanlız her yıl bir kez uyanır. ''süt kalesi yıkıldı mı? Katırlar kuzuladı mı ? Dere hamamının yerinde yeller esiyor mu? Diye sorar, sonra yeniden uykuya dalarmış. Eğer bu sayılanlar gerçekleşirse Harput yıkılacak, kıyamet kopacakmış. Bazı kişilerin bu kızın sesini duyduğunu da kulaktan kulağa söylenir.

Kaynak:elaziz.net

Fotoğraf: elazig.gov.tr

 
Daha Fazla İçerik...




Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.