Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Halk Kültürleri Halk Kültürleri Ramazan Davulcuları Ve Davulcu Mânileri

Ramazan Davulcuları Ve Davulcu Mânileri

RAMAZAN DAVULCULARI VE DAVULCU MÂNİLERİ

M. Şakir Ülkütaşır

Bundan yarım asır evveline gelinceye kadar İstanbul'un ayrı bir tip teşkil eden "Mahalle Bekçileri" vardı. Bunlar çoğunlukla Doğu illerimiz halkından olup, ya bir cami, yahut bir mescidin yanındaki meşruta bina­nın (vakıf bir evin) alt katında, yahut da mahallenin bir köşesinde dar  ve basık tavanlı bir odacığın içinde kut-u lâyemût (ölmeyecek kadar) yaşar, geçinir giderlerdi. Her mahallenin gedikli bir bekçisi olurdu. Bek­çilik iyi ahlâk sahibi olmak şartiyle evlâda, bekçi babanın akrabasına, ya­hut da yakın bir hemşehrisine intikal ederdi.

Ekseriya iri yapılı, gür sakallı, ağbâni sarıklı, kısa meşin kürklü veya topukları döğen uzun gocuklu, yün kuşak ve poturlu bir tip ve kı­lıkta olan bu mahalle bekçileri, geceleri ellerinde  -alt ucu kalın bir de­mir kakmalı-  o meşhur kalın sopalarıyla kaldırım taşlarına vura vura sokakları gezerlerdi. Bu bekçiler, mahallenin akla gelen her çeşit idarî ve inzibatî işlerinde İmamın, İhtiyar Heyetinin birer el ulağı mesabesinde idiler.

İşte Ramazanın girmesiyle bu emektar ve sevimli Bekçi Babalar, kı­şın gocuklu, yazın çepkenli, birer "Ramazan Davulcusu" olur; gümbür gümbür çaldıkları davullarıyla halkı her gece Sahura kaldırırlardı. Ayın (yâni Ramazanın) on besiyle beraber de, yine geceleri, mahallenin  -kapı kapı- bütün evlerini dolaşarak mâniler söyler, bahşiş toplarlardı.

Bu bekçi babalar, Şeyhülislâm Kapısında (Bâb-ı Meşiyhat'te), İstan­bul Kadısı huzurunda "Ramazanın hilâlinin rü'yet ve isbâtı", yâni yeni ayın görülüp isbatlanması üzerine, ekseriya Selimiye, Tophane, Bayazıt ve Kandilli'den atılan toplardan, yahut hususî vasıtalarla yapılan tebligat­tan sonra hemen davullarını sırtlar ve bunu çala çala mahallenin sokak­larını dolaşır; halka Ramazanın girdiğini ilân ederlerdi.

Daha ilk geceden çalınmaya başlayan Ramazan davullarının İstanbul âfâkına akseden o muttarid, aynı tempodaki güm gümleri, halkın sanki dile gelen neş'e ve şetaretinin bir ifâdesi olurdu. Herkeste çehreler mütebessim, dudaklar niyazkârdı. Böylece birbirlerinin mübarek Ramazanını kutlarlardı.

Bazan Ramazanın bu ilk gecesinde mahallenin birkaç delikanlısı bir araya gelerek Bekçi Babanın davulunu  alır; ellerinde fenerler mahalleyi dolaşır ve:

"Ramazan geldi dayandı
Camiler nura boyandı
Top atıldı kandil yandı
Cümle âlem buna inandı".

gibi bir takım mâniler söylerlerdi. Bu ilk dolaşmalar, ekseriye ma­nevî bir neş'enin de ifâdesi olurdu.

Ramazan davulcuları, o sevimli bekçi babalar, yukarda da işaret edildiği gibi, umumiyetle Ramazanın on beşinden sonra sırtlarında da­vul, mahalleleri dolaşmağa' başlarlardı. Bu, eskiden beri süre gelen bir usûl ve âdettir. Davulcular, ekseriyetle o mahallenin bekçisinden olurdu. Bunların yanında fener tutan ve mâni söyleyen biri bulunurdu. Davulcu, bir kapı önüne geldiği zaman, davulunu "güm... güm güm de güm güm..." temposiyle, gümbürdetir; mânici de ilk şu mâniyi söylerdi:

"Besmeleyle çıktım yola
Selâm verdim sağa sola
A benim şevketli efendim  ( ismini biliyorsa söylerlerdi.)
Ramazan-ı şerifin mübarek ola".

Arkasından:


"îze geldim, ize geldim (yahut: geze geldim)
inci mercan dize geldim
A benim şevketli beyim
Arzuladım size geldim..."

Der, bunu müteakip de sıra mânileri söylemeye geçerdi. Bunlar:

"Yeni cami direk ister
Söylemeye yürek ister
Benim karnım toktur ama
Arkadaşım börek ister..."

"Davulumun ipi kaytan
Sırtımda kalmadı mintan
Ver efendim bahşişimi
Alayım sırtıma mintan..."

"Ne uyursun ne uyursun
Bu uykudan ne bulursun
Al abdesti kıl namazı
Cennet-i âlâyı bulursun"

"îşte geldim kapınıza
Selâm verdim topunuza
Selâmımı almazsanız
Daha gelmem kapınıza".

"Ramazanın iptidası
Kuruldu Cennet binası
Bu ayda oruç tutamn
Kabul olur her duası"!.

gibi mâniler olurdu. Şayet bahşişin verilmesi gecikirse o zaman:

"Şekerim var ezilecek
Tülbentlerden süzülecek
Daha çok söylerdim ama
Çok yerim var gezilecek..."

"Sürme camlar açılıyor
Çil paralar saçılıyor
Efendimin gönlü oldu
Kesenin ağzı açılıyor..."

"Kapına geldim koşa koşa
Parmağım vurdu taşa
Senin adın Mehmet Paşa
Bahşişi ver binler yaşa..."

"Halayıklar halayıklar
Ocak başında sayıklar
Davulun sesini duyunca
Pirincin taşım ayıklar..."

Evden bahşiş alınınca, bu defa da:

"Bahşişim aldım bergüzâr
Almışım eylemem inkâr
Veren eller dert görmesin
Hak bereket versin settâr..."

yahut:

"Evimizin önü üzüm
Taneleri dizim dizim
Beyefendi iki gözüm
Bahşişine yoktur 'sözüm..."

gibi bir mâni ile teşekkür ifade olunurdu.

Ramazan gecelerinde davul çalmamn, mâni söylemenin birçok me­raklıları, heveskârları vardı. Bunların ekserisini mahallenin güzel sesli delikanlıları teşkil ederdi. Bu meraklılar (nitekim bu satırların yazarı da o meraklılar arasında idi) bekçi babanın davulunu omuzlayıp, hem davul çalar; hem de usûl ve edasına göre çeşitli mâniler söyleyerek kapı kapı dolaşırlardı. Davulcu mânileri umumiyetle "sabâ" ve "dügâh" ma­kamları üzerinde söylenilirdi.

Eski devrin ramazanlarında bir de "Helesacılar" vardı. Bunlar, bir tanesinin boynunda ufak bir davul, bir diğerinin elinde cam veya muşam­ba bir fener olmak üzere, üç beş çocuktan mürekkepti. Helesacı'lar da, aynı şekilde mahalleleri dolaşır, her evin önünde durarak mâni söylerler; fakat her mâninin sonunda: "Helesâ, yelesâ" diye bağırışırlardı. Bu do­laşmaya da "Helesâ'ya çıkma" denirdi. Bâzı iştikakçılara göre "Helesâ, yelesâ" tekerlemesinin aslı "Hel-ese, yel-ese" imiş!

Anadolu'nun bilhassa kıyı şehir ve kasabalarında "Helesâ'ya çıkma" âdeti vardır. Fakat buradaki Helesacı'lar umumiyetle delikanlı kayıkçı­lar olur ve bunları da bir sürü çocuk takip ederdi. Helesacı'lar tahtadan yaptıkları büyücek, ışıkla ve tam donatımlı (armalı) bir kayığı, keşik (nöbet) ile, omuzlarında taşıyarak dolaşır ve her evin Önüne geldikleri zaman (hep bir ağızdan):

"Bir gemim var altın direkli
Tayfası aslan yürekli
Helesâ, yelesâ, heya mola yuusâ".

diye bağırışarak kayıkçı mânileri söylerler ve para toplarlardı.

Bugün artık  ne o (Ramazan Davulcuları), ne de o çeşit (Ramazan Mânicileri) kaldı. Şimdi bunun ortada tâbir câizse pek kötü, yalan-yanlış bir taklitçiliği yaşıyor, yahut yaşatılıyor.

(NOT: İstanbul'da doğan ve bugün 77 yaşında bulunan Mehmet Şâkir Ülkütaşır, 60 yıl önce Üsküdar'da Atik Valide ile Çinili Cami semtlerinin ün yapmış güzel sesli mânicilerindendi).

Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü – Türk Kültürü Aylık Dergisi – Sayı:123 Ocak 1973

 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.