Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Meddah

Meddah

Meddah, aslında bir halk hikâyecisidir. 15. yüzyıldan beri varlığı, başka isimlerle de olsa, bilinmektedir. Meddahlar, tarih içinde kıssahân, şehnamehân gibi isimlerle de anılmışlardır. Saraydaki eşdeğerleri ise mukallit, mudhik ve maskara gibi isimlerle anılırlardı.

Tamamen halk gösterisinin bir parçası olan meddahlar, Karagöz ve ortaoyunundan pek çok unsuru kendi anlatılarına katmışladır. Meddahlar hikâye ile taklidi birleştirmişler ve meddah hikâyesi olarak adlandırılan bir halk temaşası tarzı yaratmışlardı. Bu tarzdaki meddah anlatısı 18. yüzyıldan itibaren gelenekselleşmiştir. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın meclisinde düzenlenmiş olan helva sohbetinde onlara ilişkin ilk kayda rastlanmaktadır. 19. yüzyıla ilişkin metinlerde meddahlardan daha sık bahsedildiğine tanık olmaktayız.

Örneğin Ebuzziya Tevfik kahvelerde İstanbul hayatını anlatan, taklit katarak ince hikâyeler anlatan ve bunu naklettiği tarihten yirmi beş yıl kadar önce ölmüş Yağcı İzzet adında bir meddahtan bahseder. Bu gelenekselleşmiş biçiminde meddahlık, daha çok şehir hayatına ait tek aktörlü bir temsildi. Meddah anlatısında bütün temsilî unsurlar hikâyenin çerçevesi içinde yer almaktadır.

Meddah hikâyesine, daima beyit biçiminde geleneksel bir girişle başlar ve bu girişi anlatacağı hikâyeye bağlardı. Hikâyesi içinde önce hikâyenin geçtiği yeri ve kahramanları anlatır, hikâyenin eskiliğinden bahisle o güne ilişkin hiçbir kişiye ve olaya atıfta bulunmadığını vurgulayarak dinleyenleri tenzih ederdi. Arkasından hikâyesini anlatır ve anlatımının içine çeşitli taklitleri, tiplemeleri, benzetmeleri, kıssaları yedirirdi. Taklit ve tiplemeleri, çeşitli mimiklerle desteklerdi.

Meddahın elinde her daim bir mendil ve baston bulunur ve bu mendille baston anlatım gücünü arttıran birer aksesuar olarak kullanılırdı. Baston ses ve hareket efektleri çıkartmaya hizmet etmekteydi. Seyirci nezdinde, bu anlatım biçimi, zamanla anlatılan hikâyeyi önemsizleştirir ve sunuş tam bir gösteri niteliğini kazanırdı. Nihayet bu geleneksel anlatım “bu kıssadır, bir mecmua kenarına kaydedilmiştir, biz de gördük, söyledik” sözleriyle ve “sürçü lisan ettikse affola, inşallah gelecek hafta daha güzel bir hikâye söyleriz” temennisiyle bitirilirdi. Anlaşılacağı gibi meddah, tamamen edebî bir anlatım geleneğine uyarak, belirli (kimi zaman da yazılı) hikâyeleri aktarır, ancak bu anlatım irticalen söylenmesi ve çeşitli anlatım unsurlarıyla lezzetlendirilmesi ile tam bir halk gösterisi niteliği kazanırdı. Bu şekliyle meddahlık, tavrı ve anlatım biçimi ile kuşaktan kuşağa aktarılan bir gösteri zanaatı haline gelmiştir. Zaman içinde işbu anlatım, kültürel ve toplumsal değişmenin getirdiği yeni unsurlarla ve konularla zenginleşmiş, kısmî değişmelere uğramıştır. Böylelikle meddahlık geleneği, zamanının gündelik hayatına dair bir resim de vermektedir.

Kaynak:Kültür.gov.tr

 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.