Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa İstiklâl Marşımız
İstiklâl Marşımız

İSTİKLÂL MARŞINI YARATAN RUH

"Akif'in ölüm döşeğinde dostu Feridun Kandemir'le sohbetinden:

Ankara... Ya Rabbi ne heyecanlı, helecanlı günler geçirmiştik... Hele Bursa'nın düştüğü gün.. Ya Sakarya günleri.. Fakat birgün bile ümidimizi kaybetmedik, asla yeise düşmedik. Zaten başka türlü çalışılabilir miydi? Ne topumuz vardı, ne tüfeğimiz.. Fakat İmanımız büyüktü:

Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın

Kimbilir belki yarın, belki yarından da yakın..

Bu ümitle, îmanla yazılır. O zamanı düşünün, İmanım olmasaydı yazabilir miydim? Zaten ben başka türlü düşünüp, başka türlü yazanlardan değilim. Bu elimden gelmez. İçimde ne varsa, bütün duygularım yazılarımdadır..

O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir fecayi karşısında bunalan ruhların ıstıraplar içinde halas dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hâtırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz.. Onu kimse yazamaz.. Onu ben de yazamam.. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur..

-Allah bir daha bu millete bir İstiklâl marşı yazdırmasın..."

16 Haziran 1936 Mehmet Akif Ersoy



İstiklâl Marşı Şairinin Asil Davranışı

İstiklâl Marşı Şairinin Asil Davranışı;

Mehmet Akif yarışma sonunda hak ettiği 500 Tl mükâfatı almadı. O günlerin Ankara'sında bir çiftlik 130-150 Tl arasında el değiştirmektedir ve 500 Tl büyük, çok büyük bir paradır.

Akif bu parayı; fakir İslâm kadın ve çocuklarına iş öğreterek, yoksulluklarını gidermek gayesiyle kurulan Dar-ül Mesai adındaki hayır kurumuna bağışladı.
Günün gazeteleri bütün nesillere örnek olacak? bütün nesillerin göğsünü kabartacak bu güzel davranışın haberini; "İskiklâl Marşı Şairine Yakışan Asil Hareket" başlığı altında verdiler.

Yakın dostlarından biri Âkif'in sıkıntılı günlerini şöyle anlatıyor:

- O günlerde, büyük ihtiyaç içindeydi. Meclis İstiklâl Marşını alkışlar ve gözyaşları arasında kabul ederken de cebinde Zonguldak Milletvekili Hayri'den borç olarak aldığı iki lirası vardı Ve sırtında bir pardesü dahi yoktu.

Ankara'da ceketle gezer, pek soğuk ve yağmurlu havalarda bazen Baytar Refik Bey'in muşambasını ödünç giyer ve meclise öyle gelirdi. Şefik Bey bir gün onun bu haline telmihle:
- Akif Bey, şu mükâfatı reddetmeyip bir muşamba veya bir pardesü alsaydın iyi olmaz mıydı? diyeceği olur. Onun bu sözüne yalnız cevap vermemekle kalmaz, tam iki ay onunla konuşmaz da..

Akif İstiklâl marşını Safahat Adlı Kitabına Almaz:

İstiklâl Marşını Safahat'a niçin koymadınız sorusuna Akif'in cevabı şu oldu;

- Onu millete hediye ettim. Artık O milletindir. Benimle alakası kesilmiştir. Zaten o milletin eseri milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım.

Devamını oku...
 

Mehmet Akif'in Yazdığı Marş TBMM Kürsüsünde Okunuyor

Şimdi o günün TBMM zabıtlarına eğilip okuyalım, "Reis Mustafa Kemal Paşa'nın işaretişle Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) kürsüye çağrılır.

Reis Paşa -İstiklâl Marşlarından bir tanesinin kürsüden okunmasına Heyeti Celile karar vermişti.

Hamdullah Suphi Bey (Antalya) -Arkadaşlar, hatırlarsınız Maarif Vekâleti son mücadelemizin ruhunu terennüm edecek bir marş için illerimize müracaat etmiştir. Birçok şiirler geldi. Arada yedisi en fazla evsafı haiz olarak görülmüş ve ayrılmıştır.

Salih Efendi (Erzurum)  - İsimleri nedir?

Hamdullah Suphi Bey - Ayrıca arz edilecektir. Yalnız Vekâlet yapmış olduğu tetkikatta (incelemelerde) fevkalade kuvvetli bir şiir aramak lüzumunu hissettiği için ben şahsen Mehmet Akif Beyefendi'ye müracaat ettim ve kendilerinin de bir şiir yazmalarını rica ettim. Kendileri çok asil bir endişe ile tereddüt gösterdiler. Bilirsiniz ki bu şiirler için bir ikramiye vaadedilmiştir, halbuki bunu kendi isimlerine yaklaştırmak arzusunda bulunmadıklarını ve bundan çekindiklerini gösterdiler. Ben şahsen müracaat ettim. Lazım gelenleri alırız ve icap eden ilanı yaparız dedim. Bu şartla, dini şairimiz fevkalade nefis bir şiir gönderdiler. Diğer altı şiirle beraber arz edeceğiz. Seçim size aittir..."

Bundan sonra Hamdullah Suphi ( Tanrıöver)  tannan (gürleyen, çınlayan) sesiyle kendine has bir ahenkle marşı okur.

Korma! Sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak,

(Şiddetli alkışlar)

Devamını oku...
 

İstiklâl Marşımızın Yazıldığı Gün ve Saatlerin Arkası

İstiklâl Marşımızın Yazıldığı Gün ve Saatlerin Ankarası:

Düşman 10 ocak'ta 1921 de yenilmiştir; ama daha büyük kuvvetlerle Ankara'ya doğru saldırıya geçme hazırlığındadır. Ankara geceleri düşmanın top seslerini duymuştur...
...
Kıymetli edebiyat tarihcimiz Nihat Sami Banarlı Marşın yazıldığı geceleri şöyle anlatıyor:

İstiklâl  günlerinin büyük ümitsizlik anlarına tesadüf eden bazı geceler, kulaklarında top seslerinin akisleri olduğu halde marşın mısraları üzerinde çalıştığı olurdu. Düşmanla çarpışan ordumuz belki bir bozgun tehlikesi geçiriyordu... fakat Akif inanmış adamdır: son ocağı sonmeden zaptedilemeyecek bir Türk vatanına ve son neferi ölmeden bayrağı yırtılamayacak bir Türk milletine inanmış olan Akif'tir o. Böyle gecelerden birinde İstiklâl Marşımızın Ergenekon Destanı'nı andıran kıtasını yazmış olduğu bir hakikattir. Bu olayın şahidi olan zaattan dinlediği vakayı sayın cemal Kutay şu kelimelerle anlatıyor:

Bu duygular içinde Ankara'nın Siracettin Mahallesi'ndeki Taş Medresenin meşrutaşı olan (satılmamak şartı ile bu medreseye verilmiş bir bina olan) tek katlı yapının (Tacettin Dergâhı'nın) üçüncü odasında İstiklâl marşını yazmaya başlar. Bir gece birden uyanmış. Kâğıt aramış... Yok... Halbuki ilham heyecanlı bağrından pınar gibi akıyor... Elinde kurşun kalem, yer yatağının sağındaki duvara dönmüş:

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, Bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Sabah namazına kalkan oda komşusu Konya Mebusu Hafız Bekir Efendi, Akif'i elinde çakısı, duvardaki kıtayı silerken görmüş."

Devamını oku...
 

İstiklâl Marşımız Nasıl Yazıldı

İstiklâl Marşı Yarışması Açılıyor:

TBMM'nin açılmasından sonra kurulan Milli Hükümet'in dost ve yabancı devletlerle temasları başlamıştı. Ankara'ya gelen yabancı devletlerin elçileri ve heyetleri karşılanırken, onların milli marşları çalınıyor bizim ise millî marşımız olmadığından zor duruma düşüyorduk. Düşman işe Anadolu içlerine doğru yürüyordu.

I. İnönü Savaşı'ndan 1.5 ay önceydi. Batı Cephesi Komutanlığından, Maarif Vekâletine (Milli Eğitim Bakanlığına) milli azim ve imanı besleyerek. zinde tutacak bir milli marş yazdırma yarışması düzenlenmesi için Miralay İsmet (İnönü) imzalı bir teklif yazısı ulaşır.

Maarif Vekâleti şartnamesini hazırlayarak, yarışmayı ilan eder Anadolu Mücadelesi'nin ruhunu en iyi ifade eden şiir birinci seçilecek 500 Tl Mükâfat verilecektir (O günlerin Ankara'sında bir çiftliğin fiatı 130 - 150 Tl civarındadır).

Eli kalem tutan herkes bu yarışa katılmayı görevlerin en şereflisi sayar. Şiirler gelmeye başlar. Her biri İmandır, Ümittir. Bu şiirlerde İstiklâl ve ölüm arası bir duygu dile ğelmez, "Ya İstiklâl! Ya ölümdür. "

Ama zamanın Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Türk'ün sonsuza kadar milli marşı olacak şiirin bir daha yazılamayacak güzellikte olmasını, İstiklâl Mücadelesi'nin büyüklüğü ölçüsünde büyük olmasını ister Gönülleri heyecana vererek, ruhları istiklal aşkıyla alev alev yakmasını ister.

"Öyle bir ses ki gelecek nesillere, her an o kutsiyet ve azameti terennüm etsin (şakısın)... Kalpleri o heyecanla doldursun... Yurdun bütün afakını (ufuklarını) o heyecanla inletsin... Bütün seslerin fevkinde (üstünde) yükselsin, yükselsin... Arşın kapılarına yapışarak bağırsın...

Devamını oku...
 

Yarına Kalacak En Yüksek Ses

YARINA  KALACAK EN YÜKSEK SES

Milli mücadelenin çıldırtıcı ümitsizlik anlarını yaşayanlar milli dâvalarımızın içi büyük bir infilâk potansiyeliyle dolu kahramanca bir sabırdan doğan hamlelerle kazanıldığını bilirler.

Vatanın bugünden yarına kalacak en yüksek sesi Mehmet Akif'in sesidir. İstiklal Marşının sesi düşmandan İzmir'i alan büyük kuvvetler arasındadır. Bu manzumenin ahenginde yıllarca evvel Karadeniz'den Akdeniz'e kadar yürüyen kağnı gıcırtılarıyla karışık bütün kılıç ve mahmuz şakırtıları, obüs yiyen göğüslerden fırlamış tekbir ugultuları, bütün iniltiler, çığlıklar yeminler, Mehmetçiğin anasına son defa "anam" deyişini yâdettiren ebedi vedalar, kelimelerden ziyade, saklı mananın ve sesin delaletinden gelme bir destan manzarası halinde var.

İstiklâl Marşının her mısrası milletin hafızasına atalar sözü haysiyetiyle malolmuştur. Sözleri milletin büyük günlerinde bir ağızdan haykırılan, en parekende ve şaşkın ruhları bile tek bir müdafaa aşkı ve iradesi içinde bir araya devşirerek ayağa kaldıran Mehmet Akif ölçüsünde "milli" vasfına tam layık bir şairimiz çıkmadı.

Yalnız eseri ile değil, hayatı ile de bir fazilet âbidesi halini yükselen büyük feragatiyle bütün ömrünü Türk Bayrağındaki Hilâlin şerefini müdafaaya tahsis eden şairin arkasından kendi mısraı tekrar edilebilir;

"Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor"

Peyami Safa

 

İstiklâl Marşımızın Açıklaması

İstiklâl Marşımızın Nesir Cümlelerine Cevrilmesi, Açıklaması

Birinci Kıta

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Açıklaması;

(Ey Milletim sen ) Korkma! Bu şafaklarda (gün batımında göğe vuran kızıllıklarda) yüzen (dalgalanan) al sancak (albayrak) yurdumun üstünde tüten en son ocak sönmeden (yurdumun üstünde son aile son ferd kaldıkça)  sönmez ( dalgalanmasına devam eder).

O (bayrak) benim milletimin yıldızıdır. (1-Bahtıdır, talihidir, kaderidir, 2- Sembölüdür. 3- Ulaşılamayacak, dokunulamayacak, alınamayacak yıldızıdır) O daima parlayacakdır. O (bayrak, bayrağın temsil ettiği istiklâl benimdir. O (bayrak, istiklâl ) ancak benim milletimindir (bir başkasının olamaz)

Devamını oku...
 




Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.