Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa İstiklâl Marşımız İstiklâl Marşımızın Yazıldığı Gün ve Saatlerin Arkası

İstiklâl Marşımızın Yazıldığı Gün ve Saatlerin Arkası

İstiklâl Marşımızın Yazıldığı Gün ve Saatlerin Ankarası:

Düşman 10 ocak'ta 1921 de yenilmiştir; ama daha büyük kuvvetlerle Ankara'ya doğru saldırıya geçme hazırlığındadır. Ankara geceleri düşmanın top seslerini duymuştur...
...
Kıymetli edebiyat tarihcimiz Nihat Sami Banarlı Marşın yazıldığı geceleri şöyle anlatıyor:

İstiklâl  günlerinin büyük ümitsizlik anlarına tesadüf eden bazı geceler, kulaklarında top seslerinin akisleri olduğu halde marşın mısraları üzerinde çalıştığı olurdu. Düşmanla çarpışan ordumuz belki bir bozgun tehlikesi geçiriyordu... fakat Akif inanmış adamdır: son ocağı sonmeden zaptedilemeyecek bir Türk vatanına ve son neferi ölmeden bayrağı yırtılamayacak bir Türk milletine inanmış olan Akif'tir o. Böyle gecelerden birinde İstiklâl Marşımızın Ergenekon Destanı'nı andıran kıtasını yazmış olduğu bir hakikattir. Bu olayın şahidi olan zaattan dinlediği vakayı sayın cemal Kutay şu kelimelerle anlatıyor:

Bu duygular içinde Ankara'nın Siracettin Mahallesi'ndeki Taş Medresenin meşrutaşı olan (satılmamak şartı ile bu medreseye verilmiş bir bina olan) tek katlı yapının (Tacettin Dergâhı'nın) üçüncü odasında İstiklâl marşını yazmaya başlar. Bir gece birden uyanmış. Kâğıt aramış... Yok... Halbuki ilham heyecanlı bağrından pınar gibi akıyor... Elinde kurşun kalem, yer yatağının sağındaki duvara dönmüş:

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, Bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Sabah namazına kalkan oda komşusu Konya Mebusu Hafız Bekir Efendi, Akif'i elinde çakısı, duvardaki kıtayı silerken görmüş."

İstiklâl Marşı Şairi bu karanlık, kapkaranlık günlerin gecelerin patlamış bir volkanıdır artık. İlk patlama KORKMA!'nın ardından iman, heyecan, ülkü alevleri savrulmaya başlar. Bu alevler mehmetciğin zırhı, düşmanı kahredecek ateş olacaktır. Düşman bu alevin tutuşturduğu iman ve heyecan kasırgasının karşısında duramayacak, Sakarya'da son darbesini yedikten sonra yanarak kaçacak, kaçacaktır. ...

Akif Şirinde Milli Vicdanın Sesi Oldu:

İstiklâl Marşımız yalnız Akif'in şahsi duygu ve heyecanlarının dile geldiği bir şiir değildir. O Türk milletinin müşrerek sesidir. Onda yankılanan ses Mehmetciklerin sesidir. Vatanın bütün evlatların sesidir.

Yıl 1915. Düşman ordularının izmir'e çıkıp Anadolu'ya yürüdüğü yaz günleri. İzmir'de bir kahvehane. Türk hakveci düşman genarali Sarı Yani'ye kahve getirmeye mecbur olmuştur. Kahve gelir. General kahvesini yudumlar ve Türk kahveciye takılır.

- Ee Mehmet Ağa İzmir Yunan oldu buna ne buyurursun?

Bu sözleri muhatap alan o Türk, o er oğlu er; Anadolu'nun efeler yatağı dağlarını işaretle:

- Bak General! -der- Şu dağları görüyor musun? O dağların ardında elbet bir Türk vardır... işte orada bir tek Türk bulundukça İzmir Yunan olmayacaktır.

Kahvecinin söyledikleriyle İstiklâl marşımızın yukarıda yazılışının hatırasından söz ettiğimiz mısraları arasında ne fark var?

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, Bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

...

Mustafa Kemal'in şu sözlerinde ise Türk Milletinin imanının sonsuzluğu dile gelir:

"Gittiğimiz yol bir iman yoludur. Evet biz on milyonluk küçük ve yorgun bir milletiz. Düşmanlarımıza ise pek çoktur ve pek kavlidir (kuvvetlidir). Vakıa riyazi(matematik,sayı olarak) düşünülecek olursa galebe çalmamız (galip gelmemiz) müşküldür. Fakat bizde olan şey onlarda yoktur. Bizde iman kuvveti vardır. Zaten bu mücahede bir iman işidir. İmanı kavi olan buraya gelir çalışır. İmanı zayıf olana ihtiyacımız yoktur. Biz bin türlü düşmanlarımızın kuvvetine rağmen muvaffak olacağız.

İstiklâl Marşımızın şu mısraları sanki Mustafa Kemal'in ağzından bu imanı haykırır:

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun , korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar

Eli kalem tutan herkes Türk milletindeki imanı haykırmaktadır, Ruhlardaki bu iman denizinden birkaç damla misali, birkaç mısra sunalım. Aynı duygular İstiklâl Marşımızda nasıl yankılanmış görelim:

Gene Mustafa Kemal'e kulak verelim  Bu sefer Meclis kürsüsünde Hatip Mustafa Kema değil Şair Mustafa Kemal vardır.

Düşmez yere hâşâ o bizim bayrağımızdır.
Bir fecrolarak doğmadadır her dağımızdan.
Ay yıldız o mazideki bir süstür emin ol,
Âtide güneşler doğacaktır bayrağımızdan.

Samih Rıfat adlı şairin haykırışları:
Kalsa sınırlarımda tek bir kol tek bir bilek; Tarih onu bir kılıç kabzasında görecek!
Bu duygular İstiklâl Marşımızda şöyle yankılanır:
Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, Sönmeden yurduraun üstünde tüten en son ocak.

Mithat Cemal:

"Verme sakın çünkü bu toprak senin.
Toprak olan cedlerinin göğsüdür.
Altı senin, üstü senindir bütün!
yer demek Türk Askerinin göğsüdür. diyor.

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda ?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan , şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Celâl Sahir Erozan'ın;

Kubbe mihraba loş bir gam döküyor
Her narin minare boyun büküyor,
Ey şerefelerden yükselen ezan,
Bir son nefes gibi göklere uzan.

Mısraları: istiklal marşımızda arşın kapılarını titreten bir haykırış olur.

Ruhumun senden, İlahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dini temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Bu yazı Bergama İmam-Hatip Lisesi Müdürlüğü - İstiklal Marşımızın 62. yıldönümü için hazırlanmış bir kitapcığın bazı bölümlerinden alınmıştır.

Hazırlayan: Fadıl Ünal - 14 mart 1983

 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.