Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa İz Bırakanlar Hakkında İz Bırakanlar Hakkında
İz Bırakanlar Hakkında Yazılanlar

ALTUN ÇAĞDA KALMIŞ BİR KOPUZ TELİ: DİLÂVER CEBECİ

Ulu çınarların düşüne daldığımız bir Nisan akşamında haddim olmayarak Dilâver Cebeci’yi yazmak istedim.

Dilâver Cebeci, biz ‘’yeni neslin’’ kolay kolay idrâk edemeyeceği birisidir bana göre. Şiirlerinde, yazılarında, araştırmalarında kendisindeki farklılığı hissedeceğiniz nâdir büyüklerimizdendir. Dilâver Cebeci iliklerine kadar Türk’tür, İslâm’dır. İslâm’ın ve Türk medeniyetinin şiirlerinde şahlandığını görürsünüz.

Cebeci’nin şiiri; sembolik, sanatlı ve çokça mânâ barındıran bir yapıya sahiptir. Kendisinin de ifâde ettiği üzere onun için sanat, sanat içindir. Şiir hissedilmek için vardır. Zaten Cebeci’nin her şiirinde bu sanatı görürsünüz, hissiyat yoğunluğu hat safhadadır.

İnsan okuduklarına göre okunabilir görüşünü savunan biri olarak diyebilirim ki Dilâver Cebeci’nin okuyucusu da az olmakla birlikte özdür ve Dilâver Cebeci’yi okuyanlar birbirine benzer. Aynı dizelerden benzer yorumları yapmak ve aynı şeyleri hissetmek ancak bu benzerlikle mümkün olabilir.

Dilâver Cebeci, câmiamızın hisli şâiridir, bazı şiirleri vardır ki insan kendini ‘’Acaba nasıl yazmış, ne hissetmiş?’’ diye sormaktan alıkoyamaz. Abdurrahim Karakoç’u, Arif Nihat Asya’yı, Gençosmanoğlu’nu Dilâver Cebeci’de bulabilirsiniz. Belki Cebeci’nin Sitâre’si Karakoç’un Mihriban’ıdır. Yahut Cebeci’nin Tatar Güzeli Gençosmanoğlu’nun Avşar Kızı’dır, Fetih Marşı sinmiştir tüm şiirlerine. Ve Hüve’l-Bâki’de Gençosmanoğlu’nun Malazgirt Marşı’na bir telmih vardır. Cebeci’de Bâki’yi, Fuzuli’yi bulursunuz.

Gümüşhane’nin -Atsız gibi- yiğit evlâdıdır Cebeci. Türkiye’nin yoluna baş koymuştur, Tanrı Dağ’ın çevresini sarmaktadır yüreği. Kahdehar Dağları’nda uçan bir çakır kuşunun gözlerindedir ruhu. ‘’Türk’ün Türk’e küseceği çağ mıdır?’’ derken belki de hem çağa hem de bu bölünmüşlüğe isyan ediyordur. ‘’ Bir ülküye gönül veren/Ölür mü Bozkurt ölür mü?/Oğuz soyu cenkten ırak/Kalır mı Bozkurt kalır mı?’’ dizeleriyle onun hangi arzular içinde olduğunu belki anlayabiliriz. Cebeci, Türk kültürünü, Türk ananesini her dizesinde işlemiştir, ‘’Bir çocuk çağrısına her çileyi çekerim’’ derken bu büyük medeniyetin içinden çıktığını bize hissettirir.

Devamını oku...
 

Hayme Ana

"Oğul Boyundan, soyundan olsun olmasın insanlara adil davran. Adaletten ayrılma ki, insanların birlik ve dirlik kazansın. Yurdunda, obanda herkes gezsin. Ululuk isteyen töreden ayrılmasın. Bu dünya bir oturma yeri değildir. Yapacağın iyi ve doğru işlerle insanların hizmetinde bulunursan güzel övünçler senin olur. Yüreğinden inancı, ağzından duayı, davranışından erdemi hiç eksik etme. Bir de sabırlı ol oğul, ekşi koruk sabırla tatlı üzüm olur.

Oğul Beylik dermekle, ağalık vermek iledir. Sofranı ve keseni yoksullara açık tut.''

BİR CİHAN DEVLETİ’NİN TOHUMLARINI ATAN KADIN "HAYME ANA"

Bahadır TÜRKMENOĞLU
Tarihçi Eğitimci Yazar


Hayme Ana , üç kıta yedi iklimde cihanşümûl bir Türk devletinin kurucusu olan Ertuğrul Gazi’nin annesi, Osman Gazi’nin babaannesidir.. Türk tarihinde çok önemli şahsiyetlerden birisi olan Hayme Ana, dünyada yaşayan bütün Türklerin cefakar, fedakar anasıdır ve Türk kadınları için en büyük simgedir.
Oğlu Ertuğrul Gazi’nin ve torunu Osman Gazi’nin yetişmelerinde emeği olan Hayme Ana, onları geleceğe hazırlayarak devletin temelini atmış, dünya tarihinin seyrinin değişmesine tesir etmiştir. O, Osmanlı Devleti’nin ilk harcını atan Devlet Ana’dır. Hayme Ana’nın tarih içinde gördüğü fonksiyon pek az anneye nasip olmuştur.

Devamını oku...
 

Ölüm ve Derviş - Nazik Erik Hocama Sonsuz Rahmet Niyazıyla

Ölüm ve Derviş
Prof. Dr. Ali Murad Daryal
"Nâzik Erik hocama sonsuz rahmet niyazıyla"


Kırımlı mütefekkir, o büyük insan İsmail Gaspıralı pek çok güzel sözlerinden konumuzla ilgili olarak birinde, bizimle ilgili bir hakikati Kırım halkına ve bütün Türk dünyâsına şöyle anlatıyordu: "Dirileri yaşatan ölüleridir."

Bunun bir benzeri olarak, rahmetli şâir Yahya Kemal Beyatlı İspanya kralı ile bir yemekte iken "Siz ne kadarsınız?" diye sorması üzerine Yahya Kemal Bey o günkü nüfûsumuzdan kat kat fazlasını söyleyince "Ama siz bu kadar değilsiniz." diyecek olur ki Yahya Kemal Bey merhum cevaben "Biz ölülerimizle beraber sayılırız." der.

Müslümanlar dâima ölülerini önemli tutmuşlar, onları mübarek ve mukaddes saymışlardır. Gayet tabiî bunun sebepleri vardır. İslâm Allah, Peygamber, Kur'an, vatan, millet, memleket, bayrak, sancak için ölenlere "Şehit" demiştir. Yine Allah Taâlâ Kur'ân-ı Kerîm'inde bizzat kendisi şehitleri vasıflarıyla şöyle tarif etmiştir: "Sakın siz Allah yolunda öldürülenlere ölüdürler demeyin, bilakis onlar hayattadırlar, Rableri katında rızıklandırılırlar."

Kur'ân-ı Hakim bu âyeti ile "Hayat Felsefesi"nin temellerini atmıştır. Hayâta ve ölüme bu dünyâda bugüne kadar olduğundan çok daha farklı değerler yüklemiştir. Virüsler bulununcaya kadar hayat ile ölüm arasındaki sınırlar belliydi. Ancak virüsler bulunduktan sonra hayat ile ölüm arasındaki sınırlar kalkmıştır. Ölüm arazı gösteren ve tabiî ölmüş sayılan virüsler bir zaman sonra canlanmışlar hayat arazı göstermişlerdir.

Kur'ân-ı Kerîm bu âyeti ile ölümün insanlar nazarındaki anlaşılmasını değiştirerek ve yeni mânâlar yüklüyerek onun hayat sürecini kesmesine müsâade etmemiştir. Hayâtı fazlasıyla önemsemiştir. Hattâ bunu ispat sadedinde âyetin son kısmında "Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar" diyerek, hayâtın yeme-içme, çoğalma, hareket etme gibi üç emaresinden yeme-içme olarak en önemlisini teyiden zikretmiştir.

Devamını oku...
 

Yüz Türk Edebiyatcısı

Milli Eğitim Bakanlığı Tarafından Hazırlanmış Yüz Türk  Edebiyatcısının Hayatını Anlatan Çok Güzel Bir Site.

http://yuzturkedebiyatcisi.meb.gov.tr/

 

Ketaki Çiçeği

Nazân Yeşim
18/10/1964 Milliyet gazetesi

Üç hafta evvel hayata gözlerini yuman değerli kadın romancımız Safiye Erol, Almanya'daki tahsili sırasında tanıştığı Hindistan'lı hürriyet mücahitlerinden pek  meşhur bir gençle çılgınlar gibi seviştiği halde bir türlü evlenememişti, çünkü...

Vatanını aşka tercih etmişti...

Bu olağanüstü  hâtıranın yalnız  kendi   hafızasında kalmasına gönlü razı olmayan yazar, eserlerinde de dâima hep  bu macerayı canlandırmaya çalıştı...

KETAKİ adı  büyük Hint efsanelerine karışmış küçücük bir aşk çiçeğidir, yalnız Hindistan'da açar. Akıl İlâhı Brahma bir gün ilahlarla bahse girmiş ve onlara, ebediyetler içinde sefer ederek aşkın sonuna ereceğini ve böylece en gizli mânasını bulacağını iddia etmiş, hiç kimsenin inanmamasına rağmen, bu maksatla yola çıkarak aşk yangınında menziller almıştı. Yazık ki bu çetin imtihanın, bu harikulade maceranın sonuna yetemedi, yeni gerçekler elde etmeye takati kalmadı.

Ketaki çiçeği, aşk gerçeğinin son menziline varmış, ilah Brahma’nın yarıda kaldığı yollardan yorgun, perişan fakat büyük bir zafer havasıyla dönüyordu. İlah  Brahma  büyük bir şaşkınlıkla ona sordu:

Ey bu yolları bir başına gidip gelen küçücük çiçek, şu vücutsuz vücudunla bu yangına nasıl dayandın?

Ketaki çiçeği:

“Ey şanlı Brahma” dedi, “Bilmez misin, kılıç havayı kesmez ve ateş ateşi yakmaz. En yalçın kayaların teninde ipek gibi yosunlar biter.”

Devamını oku...
 

Sâmiha Ayverdi'nin Târihe Bakışı

SÂMİHA AYVERDİ'nin Târihe Bakışı
Ayhan PALA

Sâmiha Ayverdi'nin târihle ilgili eserlerinin ve bu eserlerinde ele aldığı konuların çeşitliliği bu kısa tebliğ çerçevesinde onun bütün görüşlerine yer vermemize imkân vermemektedir. Onun için biz bu tebliğimizde bazı ana çizgileri vermekle yetineceğiz.

Sâmiha Ayverdi'nin târih görüşünü doğru bir şekilde değerlendirebilmek için onun mütefekkir bir mutasavvıf olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir. Sâmiha Ayverdi târihle ilgili eserlerini târih ilmine katkıda bulunmak için değil, Türklüğü yeniden ayağa kaldıracak değerleri târihten çıkarmak ve geleceğe sunmak için yazmıştır. Bu görüşümüz onun târihle ilgili fikirlerini en fazla yansıtan eseri olan Türk Târihinde Osmanlı Asırları kitabının önsözünün ilk cümlelerinde şu şekilde ifade edilmiştir:

"Bu kitap ne bir târihtir, ne de bir ilim ne müracaat eseri. Belki akademik sınırlara, ilmi nizam ve şekillere bağlı bulunmayan, fakat her satırı ile otantik olmağa çalışan bir fikir kitabıdır. Öyle ki, Türk târihinin seyir ve tekamülü ardınca yürüyebildiğimiz ölçüde atılmış bu birkaç adım, iki büyük Türk Devletinin dünya târihi muvacehesindeki medeni ve   içtimaî   değerlerinin,   uzaktan   yakından   münasebet   kurmak vaziyetinde olduğu milletlere ve nihayet dünyaya neler getirdiğini, umumi çizgileriyle tayin ve tesbit edebilmek gayretinin naçiz bir mahsulüdür"

Sâmiha Ayverdi "halka hizmet Hakka hizmettir" düsturunu öne çıkarmış bir tasavvufi anlayışın müntesibi olarak bütün eserlerini bu gayenin tahakkuku için yazmış ve bütün faaliyetini bu davaya hasretmiştir. Onun Türk cemiyeti için nerede bir tehdid görse hemen harekete geçmesi, o konuda bir kitap yazması veya diğer fikrî mücadele yollarına müracaat etmesi bu anlayışının tezahürleridir. Bu cümleden olarak Rus tehdidi, misyonerlik, Ermeni meselesi gibi konulardaki kitapları ve diğer faaliyeti hatırlanmalıdır. Türk cemiyetinin târih, din, dil gibi değerlerine ve aile gibi müesseselerine yönelik tehdidlere karşı mücadelesi ve bu konularda doğru gördüğü istikamette kamu oyu oluşturma gayretleri hep bu hassasiyetin neticeleridir. Esasen onun bütün eserlerinde dinî ve millî hassasiyetin tezahürleri görülür. Târih, S. Ayverdi için terbiyevî bir bilgi kaynağıdır..

Devamını oku...
 

Âbide Adam

Havadis 11.05.1957 Sâmiha AYVERDİ

Âbide Adam

Müslüman - Türk sanatı tarihinde heykel ve heykeltraşlık için beilrli bir istiğna ve kayıtsızlık vardır. Ne ki bu bigâne davranış bir din yasağından ziyade, o yasağın hoşa gitmesinden doğan bir faydalanışa daha benzer. Müslüman sanatında heykel yoktur ama suret vardır. Hattâ sanatkâr, mücerredin içinde bile bu sureti, binbir nağme ile ifade edilen bir mısra gibi evirip çevirip türlü usta çizgi içinde tekrarlar durur.

Acaba sanat hamlelerini cesur ve tenevvülü suretlerin kalıbı içinde nakşedebilen bir cemiyetin heykel ile arası neden hiç iyi olmamiştır?

Devamını oku...
 

Altın Köprü

ALTIN KÖPRÜ

Yahya Kemal, deyince benim aklıma, Türkiye tarihinin şeref sahifelerini, kültür ve medeniyet miraslarını çağımıza ulaştırıp bağlayan bir altın köprü gelir.

Yahya Kemal deyince benim aklıma beste beste, oya oya işlenmiş bir dil, .Süleymaniye Camii gibi saltanatlı, kararlı, ahenkli bir tefekkür, bir üslûp ve nizam gelir.

Yahya Kemal deyince benim aklıma mızrak mızrak minareleri, kubbe kubbe gökleri, masalları, tarihi, denizleri, evliyaları, mor salkımları ile İstanbul gelir.

Yahya Kemal, bütün bir Türk Tarihi, bütün bir Türk Musikisi. bütün bir Türkçedir. Tarihimiz, musikimiz, dilimiz nasıl ifadesini İs-tanbulda bulmuşsa İstanbul da yüzünü Yahya Kemalde seyretmiş, mayasını onun şahsiyetine karıp katmıştır.

Devamını oku...
 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 - 2


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.