Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Cemil Meriç'e

– Cemil Meriç’e –

(1) Günler geçtikçe ıstırap yoğurmakta bedeni. Dünya biraz daha uzaklaştırmakta bizi tüm amaçlardan. Her gün bir kerte daha artmakta acılar. İhanet diz boyu… Varoluş anlamsız! İnsan: kendi kendini köleleştiren yaratılmış. Kör kuyu içindeki çaresiz Yusuf. Kafası koltuğu altında kalan Elophe. Kendi kendine düşman oluyor her geçen gün. Bentlerle sarıyor ruhunu.

Elem yalanla eş bugünün insanı için. Onun tanrısı madde, onun tanrısı para. İnsan aşkları yakmakta. Zaman ölüm için akmakta. Nerede Ya’sin ve Ta-ha? Bilinmez, anlaşılmaz bir hareket bizimkisi.

Âdem’e bana köle ol dedi şeytan. Bana köle ol sana dünyayı vereyim dedi. Âdem kabul etmedi. Âdem ölünce olan oldu şeytan sultan oldu ve insana vaat ettiği dünyayı verdi. Ruhun hiçleştiği, paranın tanrılaştığı bir dünya. Biz Âdem’in değil şeytanın evlatlarıyız. Paranın tutsağı, şeytanın evladı bizler ne kadar da zavallıyız(?)

(2) Yıkıldıkça yıkılsın diyorum bazen tüm hayaller. Hiçleşiyorum adeta tüm insanlar gibi. Yerimi kaybediyorum. Sonra veda hutbesi okuyorum. Hüseyin’in son sözlerini duyuyorum ve yeniden iman ediyorum hayallerime. Zaman geliyor yine çıldırıyorum. Bir seyyah oluyor geziyorum. Mabetlerimi yıkıyorum, insanlarımı yakıyorum. Biz Sezar oluyorum, bir Firavun. Sonra birden duruyorum. Çöllerde, yardımsız kalıyorum. Mecnun oluyor ağlıyorum, Hüsn oluyor yüzüyorum. Hayat anlamsız olsa da iman ediyorum aşka. Dünyanın yaradılışına. Bu vakitler ise bir göçebeyim yürüyorum. Ruhum gününü doldurmuş, fetihler bekliyor. Bense askerler arıyorum. Savaşacak, benle mukaddes fetihler yapacak askerler. Fakat günler ıstıraba düşman. İnsan hiçliği yaşayan zavallı. Zaman da bizimle değil. Her geçen gün biraz daha büyüyor yangınım ve galiba beni de içine alacak bu ateş. Ruhumla beslenen binlerce ifrit, binlerce kalleş ve sen, beni göçtürmeye gelen güneş şimdi aynı diyardayız.

(3) Çatışkılarla büyüyor ruhum. Galiba artık sadece aşka inanıyor gönlüm. Yaşamak mı? Yaşamak bir ortamın çaresiz tutsağı olmak. Ben yaşamıyor, göçüyorum unuttun mu? Sen hiç sürgün olmadın mı? Senin ruhun hiç hezeyanlara saplanmadı mı? Cevapların “evet”ken şimdi nerelerdesin? Dava ordusunun kaçak askeri neredesin? Biliyorum sen de aynı dertler içinde, aynı apansız sürgündesin. Peki, söyler misin ne vakit gelecek vuslat treni. Ne zaman bitecek bu sürgün? Hangi mevsim görülecek vaat edilen topraklar?

(4) Noktalarla, virgüller anlamlandırıyor hayatı. Tıpkı bu kağıdı anlamlandırdığı gibi. Sana kevserden bir şiir yazmaktı hayalim ama ortaya çıkan bu işte. Istırapla mayalanmış bir hasret mektubu. Bir cevap beklemiyorum yazdıklarıma. Hoş yazmasın. Fakat bir işaret gönder olur mu? En büyük içtenliğimle bekliyorum. Dostun ve öğrencin Hüseyin IŞIK…

Hüseyin IŞIK


 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.