Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Safiye Erol

Safiye Erol'u tanır mısınız?

Murat Belge

Tamamen bir rastlantı sonucu, Safiye Erol adında, 1900 ile 1964 arasında yaşamış bir romancı keşfettim. Bu 'keşif' fiili, daha doğrusu fiili anlatan kavram, biraz tuhaftır.

Henry Hudson, 1610'da, Kanada'daki, kendi adıyla anılan 'Hudson' Körfezi'ni, hem de Discovery (Keşif, yani) adındaki gemisiyle 'keşfetmişti'. O sırada çevrede bir yığın Basklı balıkçı teknesi görüldüğü anlatılır! Ama 'kâşif', Hudson'dı. Bunun gibi, ben de Safiye Erol'u 'keşfettikten' az sonra, benden önce aynı keşifte bulunmuş birçok kişi olduğunu gördüm. Hikâyeyi anlatayım.

Yaklaşık beş yıl önce, bir sahaftan, ellerinde bulunan kitapların listesi gelmiş, Safiye Erol burada epey olağanüstü bir yazar olarak tanıtılmış ve var olan üç romanı satışa sunulmuştu. Yazar hakkında hiçbir fikrim yoktu ama 30'ların, 40'ların, ikinci veya üçüncü sınıf olduğunu tahmin ettiğim bu yazarının 'Kitaplarını alayım, belki bir gün okurum' diye düşündüm ve aldım. Aldım ama okumama da fırsat olmadı.

Şu 2002 yılına kadar. Bu yıl lisans düzeyinde 'Kültürel İncelemeler' kapsamında bir ders yapıyorum. Daha çok tek-parti yıllarının sanatı, müziği, edebiyatı üstüne çalışıyoruz. 'Popüler edebiyat'a bir örnek olacağı inancıyla, Safiye Erol'un 'Kadıköyü'nün Romanı' adlı kitabını okumaya giriştik. Ama girişince ben de, herkes de gördük ki, bu öyle Muazzez Tahsin romanı kategorisinde bir şey değildi. Basbayağı romandı. Bunu görünce doğrusu çok şaşırdım. Bu kadar iyi yazmayı bilmiş bir kadını ben 'ben' derken, pek çoğumuzu kastediyorum tabii- niçin bilmiyordum? Niçin Türkiye'de kimse yani pek çoğumuz Safiye Erol adında bir yazardan haberdar değildi?

Bendeki üç kitabı okudum: 'Kadıköyü'nün Romanı', 'Ülker Fırtınası', 'Ciğerdelen'. Safiye Erol'un mistik bir yanı olduğu daha ilk romanından belli oluyordu. Acaba bu muydu, Türkiye Cumhuriyeti'nin değerler skalasının eleğinden süzülüp bugünlere gelmesini önleyen? Safiye Erol'un bu mistik eğilimi onu bizim alışılmış kalıplarımız içinde bir 'gerici' yapmıyordu örneğin, kitaplarında, 'anti-Kemalist' de değildi. Bu ülkede bir yazarın unutturulması için bu yeterli neden olabilir, ama öyle bir özelliği yoktu.

Safiye Erol'un romanlarında, onları bugün okuyan biri için de ilk göze çarpan özellik, 'en önemli' diyeceğim özellik, değer yargısı dağıtmaktan, ahlaki yargılama yapmaktan kaçınması, diyebilirim. Karakterlerini yargılamaya değil, yalnızca canlandırmaya çalışıyor. Belki de budur, bütün bir edebiyat çevresinde bu 'amnezya'ya yol açan! Ama herhalde bu da değil. Herhalde Safiye Erol, bu ülkede, bu ülkenin edebiyatında kimin önemli olması gerektiğine karar veren çevrenin dışındaydı ve o çevreye 'Kalıcı olmak istiyorum' dilekçesini ('iyi hal kâğıdı' eşliğinde) sunmayı unutmuştu.

Bizim çocuklarla Safiye Erol'un izini sürmeye başlayınca, hemen, Necatigil'in sözlüğünde ve Yapı Kredi'nin ansiklopedisinde Safiye Erol'u bulduk. Derken, bir Rıfai şeyhi hakkında, Nezihe Araz ve Samiha Ayverdi ile yazdıkları kitap, hem de bizim üniversitenin kitaplığında karşımıza çıktı. 'Ey ahali! Burada iyi bir yazar var!' diye çırpınan Selim İleri'nin yazısını bulduk.

En son da, Kubbealtı Yayınevi'nin, Safiye Erol'un 'külliyatını' yayımlamaya başladığını görünce, gerçekten, kendimi Hudson Körfezi'ni 'keşfeden' Henry Hudson gibi gördüm. Gene de, bu yazarın daha çok tanınmasına katkım olsun diye bunu yazıyorum; daha da yazacağım.

Radikal Gazetesi

 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.