Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Kalemin Köşesi Kalemin Köşesi
Kalemin Köşesi




Serdar Okuyucu -Esselamu Aleykum

Merdivenden çıkarken asansör bekleyen sekiz on yaşlarında iki çocuğa "esselamu aleykum" diye selam verdim. Çocuklar tuhaf tuhaf yüzüme bakmakla yetindi. Şaşırmışlardı. Tebessüm edip yoluma devam ettim. Birkaç basamak uzaklaşmıştım ki arkamdan sevinçle bağırdılar: "Aleykum selaaaam!"

Çocuklara selam verin. Bu, onların kendilerini önemli ve değerli hissetmelerini sağlar. Kendilerini değerli hisseden çocuklar değerli işler yapar. Adam yerine koymadığınız çocuklardan adam olmalarını bekleyemezsiniz.

Devamını oku...
 

Bu sofra tok oturup aç kalkanlar için

Ressam Hoca Ali Rıza Efendi'nin sofrayı tasvir eden tablosunu görene kadar daha önce yeyip içme eylemi hakkında, nimet hakkında, sofra hakkında bir fikrimin olmadığını fark etmiştim. Cambridgeli bir profesör işte bu bir Türk sofrası demişti. O günden sonra dıştan içe bakan bir gizli göz gibi içimde gezdiğini hissettim bu garip ihtiyarın.

Bir sofrayı sofra kılan insanın açlığı mı? Yoksa bizzat insan olmasından kaynaklanan yoksunluğu, aczi mi? Ya o sofranın bereketi?

İnsanın kuş sütü eksik sofralarda doymaması ne hazindir! Mükellef sofralar değil aslolan, hayata tutunabilmek için, nimetlerin farkına varabilmek için, ihsânı anlayabilmek için, kanmayı öğrenmek için, susuzluğu ve açlığı anlayabilmek için bu sofralar. Yaradanın bizzat ikrâmı. Verdiği kadar yetinmenin, kanaatin, bereketin yeri sofra. Yâni yerin!

Tabloda görünenin dışında iç içe geçmiş boyutlar var. Resim kelâmın dili aslında. Suskunların, susmuşların dili. Görünmeyen nefeslerin dili. Görünmeyen ama hâtırası olan seslerin, şiirin ve mûsikinin dili. Görünmese de onu yapan ustanın yâni Yaratıcının dili.


Devamını oku...
 

Üç Ana İlke

Kaybetme yolunda koşturduğumuz üç ana ilkemiz var.

Hüsn-ü zan.

Araç amaç dengesi.

Edep.

Hüsn-ü zan:

Muhatabımızın öz ve niyet olarak kötü amaçlar taşımadığı önkabulüdür. Yekdiğerimize değer vermek ve güven duymakla ilgilidir ki, altında abartılmamış bir özgüven yatar.

Araç amaç dengesi:

Araç amacı aşamaz.
Amaç öncüldür. Aracın daima amaca hizmet halinde olması gerekliliği, amacın ötesindeki eylemleri doğrudan veya dolaylı bilerek tetiklememe koşuluyla sınırlanmış olmalıdır. Amaç araçların ahlaki çerçevesini de oluşturmak durumundadır.

Araçların ve eylemlerin amacı aştığı iki örnek fazlasıyla steril olsa da açıklayıcı olacaktır:

Kalp yetmezliği çeken birini kurtarmak için, dokusu uyan başka birini öldürmek. Hayat kurtarmak için hayat söndürmek, açıkça cinayettir.
Tartışmada fikir sınama amacından, haklı çıkma yoluna saparak, karşınızdakileri bireysel özellikleriyle yargılayıp aşağılamak.

Devamını oku...
 

Yıldız Tigin

Yıldız Tigin

Bir varmış bir yokmuş, Tanrı’nın kulu çokmuş, yalan yokmuş dolan yokmuş, tevâzû yağmura karışıp yağarmış, kibir yokmuş ve en mühimi Hak varmış bâtıl yokmuş. Desem kimse inanmaz, ortalığın gül gülistan, al meyveli bahçe bostan olacağını sanmaz. İnsanoğlu çiğ süt emmiş diyerek konuşurlar ki illâ tedbir illâ basîret gerek. Nice ki cennet de âdemoğlu içinmiş cehennem de, sevap da ona yazılacak günah da, kiminin yolu şeytanda bitecek kiminin Allah’da.

Kimler yokmuş kimler varmış, melekler hep gözlere ayânmış, periler raksedermiş, kuytularda cinler varmış. İnsanlar okuyup yazmaktan uzak olduklarından dinlediklerine inanırlarmış. Vâizler, dervişler, meddâhlar, masalcılar şehir şehir dolaşır, yollarınca, dillerince hakikât bellediklerini anlatırlarmış. Her gerçek çokça hayâlmiş, her hayâl biraz gerçekmiş.

Cem cem içindeymiş, dem dem içindeymiş, şeker şerbet taşarmış, hep zemzem içindeymiş. Bir tarafta karlı dağlar, diğer tarafta göğe dek uzanan ağaçlarıyla nâmı dünyâyı kaplamış bir orman varmış. Yamaçlardan süzülen kar suları nehir olup ormanın içinden kıvrıla kıvrıla akarmış. Saman saman içindeymiş, zaman zaman içindeymiş, bir lâhzada bin yıl geriye, bir anda yüz yıl ileriye gitmek mümkünmüş. Şimdi yaşadığımız çağdan bin bir yıl önce târih kitaplarının koca koca ciltleri arasına gizlenmiş bir memleket varmış.

Devamını oku...
 

Din, Bilim ve İspat Zorlamaları

Din, Bilim ve İspat Zorlamaları.

Yazar: V. İhsan Töre

Din tanım gereği ispat gerektirmez. Bu bir batı uygarlığı saçmalığıdır. Din genel anlamıyla "Hayatta yolunuzu seçerken göz önüne almanız gereken ilahi kökenli değerler bütünü" dür. Yaşam biçimi bile değildir. Çeşitli yaşam biçimlerine mensup kişiler, yollarını çizerken bu değer kümelerini göz önüne alırlarsa "dine uygun" karar alabilirler.

Din/Bilim zıtlaşması batı katolik kilisesinin hayatın her alanında belirleyici olma iddiasının baskısına tepki olarak doğmuştur. Bunu biz yaşamadık. Yaşamadığımız sorunu ithal etmek de bize özgü bir marifet olsa gerek.

Din'i bilimselleştirme ve ispat etmeye çalışma ise bu ithal "bilim doğruyu söyler, din sizin afyonunuz" önermesine tepki olarak doğan daha ihtişamlı bir saçmalık olup, ayet meallerinde "meteor", "elektrik" veya Kur'anda cifir sayılarıyla "Albert Einstein" ismini aramak gibi abesliklerdir. Din'in amacı da mesajı da bunlar olmadığı için boş iştir.

Devamını oku...
 

Ebû Hureyre ve Ebû Turab

Zamanında bir arkadaşım  babası ile arasında geçen bir diyaloğu yazmıştı.  Babasının oğlunda gördüğü kedi sevgisi ve ona hitabı, oğlunun da  babasında gördüğü bende iz bırakmıştır.

Baba oğul diyaloğu - Şöyle yazmıştı Serdar Okuyucu;

"ebû Hureyre'yi bilirsin, kedicik babası diye ünlenmiş sahabe.

Bir gün kediyle oynuyordum, peder geldi. tebessüm ederek selamün aleyküm yâ ebû Hureyre dedi. Tarladan geliyordu. Üstü başı toprak içinde. Başımı kaldırıp aleyküm selam yâ ebû Turab dedim.

Hz. Ali'nin lakabıydı ebû Turab, toprağın babası demek."

Devamını oku...
 

Ayverdileri Yâd Ederken

Efendimsin cihânda i’tibârım varsa sendendir
Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir


Sâmiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, İlhan Ayverdi Allah’ın Türk Milleti’ne lûtfu ve tebessümüdür. Ayverdi’ler, İstanbul Âbideleri’dir. Osmanlının manevî, millî, medenî mirasını hayatlarında ve eserlerinde hakkıyla temsil, tescil ve ihya etmişlerdir.

“Ayverdi ailesi” ilim ve irfan mektebidir. Türk ve İslam medeniyetinin merkezi olan İstanbul’da, batan bir güneşin son ışıklarını yakalar gibi unutulmakta ve yok edilmekte olan şifahî, yazılı ve yapılı mirasımızı Allah vergisi bir deha, şuur ve çaba ile dinlemiş, okumuş, görmüş, dokunmuş, ölçmüş, kaydetmiş, yaşamış ve ölüleri dirilten İsa nefesi gibi bunlara can vermişlerdir.

Türkçe’nin yazılmış en kapsamlı ve kıymetli lügatini, ömürünü bu muazzam işe vakfetmiş olan İlhan Ayverdi’ye borçluyuz. Sâmiha Ayverdi tarafından “Allah’ın iç ve dış güzelliğini berâber vermiş olduğu ihlâs âbidesi” diye vasıflandırılmıştır.

Osmanlı mimarî mirasının tesbit ve edilmesi; makale, konferans ve kitaplar yoluyla tanıtılması, yorumlanması, restorasyonuEkrem Hakkı Ayverdi’nin insanüstü gayret, kaabiliyet, vukuf ve fedakârlığı sayesindedir. Bugün bir Türk Sanatı ve Türk Mimarisinden bahsedebiliyorsak, bunlara dair elimizde bilgi ve belgeler bulunuyorsa, bunlar Ekrem Hakkı Ayverdi’nin çalışmaları neticesindedir.

Turgut Güler’in son derece isabetli tesbitleriyle: “Ekrem Hakkı Ayverdi; başta Mîmâr Sinan’ın, sonra Evliyâ Çelebî’nin, Peçevî’nin, Sarı Saltuk’un, Yahyâ ve Bâlî Beylerin, Sokollu Mustafa Paşa’nın ve daha nice muhterem, muhteşem ismin hayır-hâh vârisi olduğunu, hakkıyla isbat etmiştir.”

Devamını oku...
 

Âsûde / Sait Başer

ÂSÛDE

Ne derd vardı ne hasret, pek âsûdeydi yokluk,
Sen ey varlık mülküne yeni göz açmış çocuk!
Bir söz verdin, varlığı görmek için Rabbine,
Emelin "bilinmek"ti!.. Ya şimdiki mülk derdin?
A'mâ'nın kucağında, hiç'i dahî bilmezdin,
Yalnızlığa çâre yok: Lâ ilâhe illallah!
Yalnızlığa da dermân:Lâ ilâhe illallah!

Devamını oku...
 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 - 2


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.