Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Kalemin Köşesi Kalemin Köşesi Geziye Dair Hariçten Gazel

Geziye Dair Hariçten Gazel

GEZİ'YE DAİR HARİÇTEN GAZEL

Dün Ankara Kuğulu Park'taki "gezi"mle ilgili intiba ve kanaatlerimi paylaşmıştım. Daha önce yazdığım bir yazyla ilgili arayıp eleştiren arkadaş bu defa da: "Ya amca, senin de sağın solun belli olmuyor, dün çocuklara o kadar laf ettin, şimdi de övgü dolu sözler söylüyorsun, sen Gezi Direnişi'nin yanında mısın karşısında mısın onu bi söyle de bilelim!"

Sıfır/bir, doğru/yanlış, var/yok, siyah/beyaz... Bizi iki zıt kutuptan birini seçmeye iten psikoloji veya bilişsel süreç nasıl oluşur, nasıl gelişir bilmiyorum ama maalesef toplumda böyle bir yaygın tutum var. Bir kişi, fikir veya sürecin ya yanında ya karşısında olmak mecburiyetinde hissediyoruz kendimizi. Bana biraz kolaycılıktan kaynaklanıyor gibi geliyor. Resmin veya manzaranın bütününü görmek, detayları farketmek, gördüklerimiz üzerinde tefekkür ve istişare etmek, ulaşmış olduğumuz fikirde hata etme ihtimalimizi de kabul ederek hatadan dönmeye hazır olmak 3T (test / tost / twit) kuşağından beklenecek iş değil. (Biz ne kadar becerebiliyoruz onu da Allah bilir tabii.)

Peyami Safa'ya sormuşlar: "Üstad, sanat sanat için mi yoksa toplum için midir?"

Üstadın cevabı: "Sanat sanat içinse bütün şalgamları söküp yerine lâle dikelim, yok eğer sanat toplum içinse lâleleri söküp yerine şalgam dikelim."

Gezi'ci arkadaşların "orantısız zekâları"nın yanında basit kaçsa da, meramımızı ifade için kullanışlı bir cevap.

Sosyal/kültürel/siyasal hareketler kapalı matematiksel modeller gibi değildir, az sayıda çok iyi tanımlanmış parametre arasındaki sonlu ilişki sistemi gibi görülüp anlaşılamaz.

Gezi hareketi başından itibaren sürekli değişen, gelişen, evrimleşen, karmaşıklaşan bir süreçtir. Anlamaya başladığınızı düşündüğünüz anda karşınıza yeni bir yüz, yeni bir boyut çıkabilir. Başörtülü birine yapılan saldırının yanında namaz kılanlara yardımcı olanları görürsünüz. Türk bayrağı taşıyanların az ötesinde Türk bayrağını yakanlar vardır. Kağıt toplayan çocuğa yardım edenler biraz sonra simitçinin arabasını devirip barikatı tahkim edebilir. Evde yaptığı börekleri getiren kadının yanında kaynağı meçhul kumanyalar dağıtılabilir. Kendi çabasıyla twit atarak haberleşmeye çalışan gençlerin karşısında yabancı yayın kuruluşları kamp kurmuş günlerce canlı yayın yapar.

Talep ve söylemler de bu karmaşıklıktan nasibini alır.

"Tayyip gitsin!" Neden? "Demokrat değil", Demokrasilerde başbakanın gidiş yolu bu mudur? "Değildir ama görmüyor musun parktaki fidanları söküp başka yere dikecekmiş, ayrıca parkta yapılacak düzenlemeleri halk oyuna götürelim diyor." Halk oylaması yapılasın mı? "Parktaki fidanların başka yere nakledilmesi temel haklara aykırıdır, oylanamaz" Anladım, siz kürtaj yasasına (özetle, belli bir hamilelik/gelişim süresi tamamlanmış bebeğin öldürülmesini yasaklayan yasa) da  karşısınız değil mi? "Tabii, devlet benim bedenime karışamaz, bebek benim değil mi, istersem doğururum, istemezsem kürtajla öldürürüm."

Ne kadar ilginç değil mi? Parktaki fidanın başka yere taşınmasına karşı çıkan kişi insan fidanının yok edilmesini doğal bir hak olarak görüyor, bunu engelleyen yasayı çıkaran hükümetin başbakanının bu sebeple gitmesini istiyor. "Ama parktakiler fidan değil, büyük ağaç" Ne yani, cinayet için meşru bir yaş sınırı mı var, çocuk çok küçükse öldürülebilir mi?

Bakın Pelin Batu ne diyor: "Kürtaj kadının hakkıdır. Kürtaj yasasının çıkartılmasına karşıyım. Çünkü bu iktidarın değil kadının kararıdır. Bebek şu kadar aylıkken yaşıyor, yaşamıyor tartışmaları dünyanın her yerinde var. Ancak bir kadın anneliğe hazır değilse ve çocuğa hak ettiği yaşamı sağlayamayacağını düşünüyorsa, o yaşamın çok fazla anlam ifade edeceğini düşünmüyorum. Dolayısıyla kürtaj kadının hakkıdır ve bu hakkın alınması bana göre doğru değil." Kaynak: bianet.org

İslam öncesi cahiliye dönemi Arapları kız çocuklarını gömerken de muhtemelen böyle düşünüyordu. Bir daha okuyalım: "...bir kadın anneliğe hazır değilse ve çocuğa hak ettiği yaşamı sağlayamayacağını düşünüyorsa, o yaşamın çok fazla anlam ifade edeceğini düşünmüyorum." Gördünüz mü? Sanki Olimpos tanrısı. Hangi hayatın anlam ifade ettiğini biliyor, anlamsız bulduğu hayatın sona erdirilmesini temel insan hakkı olarak görüyor. Böyle düşünen kişiler bir fidanın yer değiştirmesini (veya yetişkin ağacın kesilmesini) affedilmez, kabul edilmez bir soykırım olarak görüyor ve "Tayyip istifa!" diyor. Başbakanı diktatörlükle suçlayanlar tanrılık taslamaktan çekinmiyor.

Başbakanın pek çok hatası, günahı, kusuru vs. olabilir, makamının hakkını veremiyor ve son derece başarısız biri olabilir. Onun gidip yerine daha iyi başbakanlık yapcak birinin gelmesini ben de samimi olarak istiyorum. Ancak bunun meşru yolları ve makul/mantıklı gerekçeleri olmalı değil mi?

Funda Şirinkal'ı dinleyelim:

"Bu konu konuşulmayacak kadar saçma. Kadının bedeni, ne Başbakanı ne de başka birini ilgilendirmez. Biliminsanları dışında kimsenin bu konu hakkında konuşması doğru değil. Hatta babanın bile kararı değil bu. ... En tehlikeli olan konu bunun din üzerinden gidiyor olması. Kadın sağlığı ya da şu kadar kadın ölüyor denmesini samimi bulmuyorum, kürtajdan şu kadar kadın ölüyor diye bir şey yok. Tamamen din üzerinden yaptırım haline geldi ve bu çok tehlikeli. Dini temeller üzerine kanun çıkartılıyor. Taksim'i aşındımaktan biz yorulduk, o utanmadı.  Bir başbakan neden kadın vücudu üzerinden böyle bir konuyu konuşur anlayamıyorum? Bunu sağlığa bağlamaya çalışmasını samimi bulmuyorum. Uludere'de yaptığı hatayı kapatmak için önümüze sunduğu suni, seksist bir konu bu." Kaynak: bianet.org

"Kadının bedeni" diyor. "Hatta babanın bile kararı değil bu." Beden dediği, belli bir oluşum sürecini geçirmiş olan İNSAN. Saç veya tırnak bakımından veya göğüs estetiğinden sözeder gibi, başka bir canlıdan bu şekilde sözediyor. "Taksim'i aşındımaktan biz yorulduk, o utanmadı." Ne utanmaz bir başbakan var gördünüz mü?

Kürtaj yasası tartışılabilir, kusurları ortaya konup daha iyi hale getirilmesi istenebilir ve istenmelidir. Burada maksadımız yasayı irdelemek değil, bir tipik bakış açısını, aydınlarımızın bir kısmının hayata nasıl baktığını, iktidar değişimi taleplerinin ne tür gerekçeleri olabileceğini göstermeye çalışıyoruz. (Hukuk uzmanı arkadaşlar detaylara takılmayı bırakıp yukardaki ifadeleri bir daha okusunlar, demagoji yaptığımızı düşünenler sebep olduğumuz zaman kaybından dolayı kusura bakmasınlar.)

Daha ciddî ve hayatî kaygılar da var tabii:

Gezi parkında kadın valiye soruyor: "Parkta kocamla öpüşebilecek miyim?" Hani son zamanlarda moda olan "orantısız zekâ" kavramı var ya, bu da "orantısız ahlâk" olsa gerek. ("Bunun ahlâkla ne ilgisi var, bu temel bir kadın-erkek hakkı; örümcek kafalı gerici yobaz bozuntusu esnaf emeklisi..." diye çemkirecek olanlar için duş da yapılsın parka, vergiden payıma düşen masraf helâl hoş olsun.)

Başbakan lehinde ve aleyhinde çok fazla yazıldı çizildi, söylenmedik bir şey kalmadı. Ben başbakanın avukatı, taraftarı veya düşmanı değilim. İyi işlerinde dua ediyorum, kötü işlerini eleştirip kınıyorum. Seçimlerde oylarımla da ayrıca notunu vereceğim. Kürtaj konusundaki hassasiyeti, Gezi sürecinde yaşanan can kayıpları için de göstermesini; ölenlerlere, ailelerine ve sevenlerine karşı anlayışlı, saygılı, acıyı paylaşan, devlet adamına yaraşır bir tutum beklerdim, maalesef hayal kırıklığı yaşadım.

Konuya dönelim ve Gezi'nin faziletlerine gelelim...

Gezi, (benim bildiğim kadarı ile) ilk defa bu kadar (her manada) hetorojen bir kitleyi biraraya getirdi. Aralarında uçurumlar bulunan, görüşmemiş, tanışmamış, konuşmamış insanlar hayatlarında ilk defa aynı zaman ve mekânda biraraya geldi ve bir "füzyon" süreci yaşandı. Antikapitalist müslümanlar sahneye çıktı. İslam adına yeni şeyler söylenmeye başlandı. Alevilerle sünniler birlikte cem ve iftarlar tertipledi. Ev kadınları çocuklarını ellerinden tutup (hatta kucağında) parka geldi. Farklı meslekler, meşrepler, siyasal eğilimler yan yana, omuz omuza bir heyecanı ve bazen de acıları (polisin copu gazı mermisi, siyasilerin demeçleri, fiziki şartlar vs.) paylaştı. Alışmadıkları söylemleri dinlemek için forumlar düzenlendi. Sayısız radikal, marjinal, militan/militarist, ihtilalci çetenin büyük çabalarıyla ortaya çıkan olumsuzluklara rağmen, büyük mesafeler aşıldı, hayırlı neticeler vadeden güzellikler yaşandı/yaşanmakta.

Fakir Kalender

 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.