Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Kalemin Köşesi Kalemin Köşesi Ol mâhiler ki derya içredir deryayı bilmezler

Ol mâhiler ki derya içredir deryayı bilmezler

“Göstericilerin, sahnelerini çevreleyen kent hakkındaki görüşleri de değişir. Gösteri yaparak gündelik yaşamlarını sürdürürken bireysel ya da kolektif olarak elde edebildiklerinden çok daha büyük bir özgürlük ve bağımsızlık –ayrıca ürünü önemsiz olsa da, daha fazla yaratıcılık– sergilerler. (…) Bu yaratıcılık özü gereği ümitsiz, ödenen bedel de yüksektir belki; ama göstericilerin bakış açılarını geçici olarak değiştirir. Bir bütün olarak kenti kuranın ve sürmesini sağlayanın kendileri ya da temsil ettikleri kişiler olduklarını fark ederler. Kente başka bir gözle bakmaya başlarlar.” John Berger, ‘O Ana Adamış’. 1968’de yazdığı Kitle Gösterilerinin Doğası adlı makaleden.

Yukarıdaki "Bir bütün olarak kenti kuranın ve sürmesini sağlayanın kendileri ya da temsil ettikleri kişiler olduklarını fark ederler." ifadesinde yer alan "fark eder"i "zannederler" şeklinde okursanız, Gezi'cilerle eleştirenlerin bakış açıları arasındaki farkı görmüş olursunuz.

Maalesef günümüzde hükümetler binlerce yıllık paha biçilmez uygarlık birikimlerini üç kuruşluk rant uğruna (başbakanın kendi ifadesiyle) vandalca yok etmekteler. Bütün Cumhuriyet dönemi bu sürecin çok acı ve sayısız örnekleriyle doludur. Rahmetli Menderes'in İstanbul'a verdiği zarar İngiliz işgalinden beterdir ve telâfisi mümkün değildir. Düşmanı kovduk ama yok edilen eserleri yerine koyamıyoruz.

Mevcut hükümet kaşığıyla verip sapıyla göz çıkarıyor. Bir yandan (beceriksizce) restore edilen binlerce eser, diğer yandan İstanbul gibi dünya incisi ve iki büyük imparatorluğa payitaht olmuş şehri gökdelenler ve betonlarla tanınmaz hale getiriyor.

Gezi'ci arkadaşların kırıp döktüğü bankların, durakların, araçların bu süreç yanında hiç bir önemi yoktur. En çok bir haftada hepsi yenilenebilir. Maalesef hükümet ve onun düzen sağlayıcı aracı olan polis Gezi meselesine asayiş ve güvenlik açısından yaklaştı, meşru/makul sınırların ötesinde bir yöntem ve şiddetle protestoları engellemeye çalıştı. Bu da asimetrik de olsa karşı şiddete yol açtı. İsterseniz bunu farklı değerlendirin; "göstericiler polise direndi, taş ve molotof attı, polis de gerekeni yaptı", kastettiğim şey değişmeyecek. Hükümetin kent planlama ve yönetimi ile ilgili çok büyük hataları var. Bir gurup insan da bu hataları dile getirmek ve engellemek istiyor. Düşüncesini ifade için başlangıçta kullandığı barışçı ve meşru yöntemler polis (ve provokatörler) tarafından yolundan ve amacından saptırılıyor. Asıl mesele olan genelde ülke yönetimindeki ama özelde Gezi ve Taksim üzerinden kent planlaması ve yönetimi hakkındaki eleştiriler ve talepler ikinci planda kalıyor. Çevre adına çıkılan yolda çevreyi tahrip eden, esnafla ve polisle çatışan anarşist, vandal bir gençlik imajı doğuyor.

Kent planlama ve yönetimi 3-5 ağaç veya Taksim'e AVM yapıp yapmama meslesi değildir. Bu ve benzeri çok fazla konuyu içine alan, çok daha kapsamlı ve derin bir konudur. Arkeolojiden siyaset bilimine, ulaşım planlamadan sosyolojiye, hukuktan iktisada... çok sayıda uzmanlık alanını ilgilendirir.

Gezi'nin potansiyel değeri ve başarısı yeterince ortaya çıkmadı, çıkması da kolay değil. Bunun en büyük sebebi ilkeli, tutarlı, bilgili, isabetli, meşru, etkili bir muhalefet örgütlenmesinin olmayışıdır. Ne CHP ne MHP doğru bir muhalafet yapmaktadır. Sadece BDP kendi çıkar ve öncelikleri açısından başarılı sayılabilir.

Gezi'ci arkadaşlar gerçekten ciddi ve kalıcı bir iş yapmak istiyorlarsa hükümetin tuzağından uzak durmalı, kamuoyunda sempati, itibar ve güven kaybına yol açan (ne kadar haklı da olsalar) şiddet sahnelerinden uzak durup, eleştiri ve taleplerini sağlam temellerde ve yöntemlerle dile getirmeye, geniş kamuoyu desteği sağlamaya çalışmalıdır. Köprüye, havaalanına, kanala, HES'lere vs. hayır derken önceki paragrafta ifade ettiğim niteliklere sahip bir muhalefet yaklaşımı ortaya koymalıdır.

Şu da unutulmamalıdır ki, kent ne başbakanın ne belediye başkanının ne de Gezi'ci arkadaşların şahsi malıdır. Bizler doğmadan önce bu kentler vardı:

İstanbul, yerleşim tarihi son yapılan Yenikapı'daki kazılarla bulunan liman doğrultusunda 8500 yıl, kentsel tarihi yaklaşık 3.000, başkentlik tarihi 1600 yıla kadar uzanan Avrupa ile Asya kıtalarının kesiştiği noktada bulunan bir dünya kentidir. Şehir çağlar boyunca farklı uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış, yüzyıllar boyu çeşitli din, dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı kozmopolit ve metropolit yapısını korumuş ve tarihsel süreçte eşsiz bir mozaik hâlini almıştır. Uzun zaman dilimleri boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda kalmayı başaran dünyadaki ender yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul geçmişten günümüze bir dünya başkentidir.

Binlerce yılda oluşan bir kent hakkında bu kadar günübirlik, hoyratça, acemice, işportacı kafasıyla, barbarca konuşmak ve iş yapmak, faturasını hepimizin ödediği ve ödemeye devam edeceği bir felâket demektir.

Fakir Kalender
23 Temmuz 2013, 13:50

 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.