Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Kalemin Köşesi Kalemin Köşesi Bu sofra tok oturup aç kalkanlar için

Bu sofra tok oturup aç kalkanlar için

Ressam Hoca Ali Rıza Efendi'nin sofrayı tasvir eden tablosunu görene kadar daha önce yeyip içme eylemi hakkında, nimet hakkında, sofra hakkında bir fikrimin olmadığını fark etmiştim. Cambridgeli bir profesör işte bu bir Türk sofrası demişti. O günden sonra dıştan içe bakan bir gizli göz gibi içimde gezdiğini hissettim bu garip ihtiyarın.

Bir sofrayı sofra kılan insanın açlığı mı? Yoksa bizzat insan olmasından kaynaklanan yoksunluğu, aczi mi? Ya o sofranın bereketi?

İnsanın kuş sütü eksik sofralarda doymaması ne hazindir! Mükellef sofralar değil aslolan, hayata tutunabilmek için, nimetlerin farkına varabilmek için, ihsânı anlayabilmek için, kanmayı öğrenmek için, susuzluğu ve açlığı anlayabilmek için bu sofralar. Yaradanın bizzat ikrâmı. Verdiği kadar yetinmenin, kanaatin, bereketin yeri sofra. Yâni yerin!

Tabloda görünenin dışında iç içe geçmiş boyutlar var. Resim kelâmın dili aslında. Suskunların, susmuşların dili. Görünmeyen nefeslerin dili. Görünmeyen ama hâtırası olan seslerin, şiirin ve mûsikinin dili. Görünmese de onu yapan ustanın yâni Yaratıcının dili.


Yıllar sonra tekrar baktığımda anladım ki Hoca Ali Rıza Efendi’nin resimlerinde renk yok aslında. İnsan nefsinin ve bilincinin hâllerinin eşyâya tutkunluğunun yansıması var.
Halvetin rengi var meselâ…
İçine düşmenin, düşünmenin rengi var.
En çok da üşümenin!
Zaman ötesinden dokunan meleklerin o ürperten ve üşüten elinin temâsından sonra sıcak bir tas cân aşının buğusu var.
Bu sofra yemek için değil, doymak için!
Az bir tamamla geçinip tefekkürle ruhlarını doyuranlar için.
Bu sofra huzurda olanlar için...
Bekleyenler için...
Beklenenler için...
Bu sofra tok oturup aç kalkanlar için.
Ruhu yandıkça yananlar için.
Eğlenenler ve eğleşenler için değil, yolcular için.
Çünkü Rönesans tablolarında olduğu gibi ışıktan almaz haller renklerini, bizzat nûrun kendisinden alır.
Yemin edilen İncir ve Zeytin’in renginden alır…
Emmâre yok bu renklerde.
Buhur var..
Nefes var…
Halvet var...
İnsan var…
Ünsiyet var…
Hasret var…

En çok da Aşk var.

Kadirşinaslıkla demler safalı olsun Erenler.


Saliha Malhun

 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.