Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Kitap Tanıtımı Kitap Tanıtımı Safiye Erol'un Ciğerdelen Adlı Romanı

Safiye Erol'un Ciğerdelen Adlı Romanı

Ciğerdelen adlı romanı, tanıtımını yapmak için tekrar okudum. Her cümlesine değinmek istedim; neredeyse kitabın tamamını koyacaktım.

Sonra yazıyı kısalttıkça kısalttım, insanların hissedeceklerini sınırlamak istemedim..

Türklerde "tek gaye"nin hizmetine koşan bir insan modeli vardı. Geleneğimiz, kültürümüz, sanatımız, bu gaye ile harmanlanmıştı, acı tarafı tarihte kalmış olması idi. Özlemini çektiği bu model, Safiye Erol ‘un Ciğerdelen adlı kitabında aşk ile anlatıldı.

“Ah bu gafil, bu zavallı dünya, Keşanlı İkbal Hanımları tanımaya ne kadar muhtaç!..”

“Sersem! İslam dinine olan aşkımı görmezsin de hiristiyanlara olan merhametimi mi görürsün? Venedik bize o zaman yumuşak helva gelirdi, acelesi yoktu. Hele müslümanları bir araya yoğuralım dedik...”

“...İnsanın gönlüne Tanrı makamından kopmuş bir nur düşerse o kişi emsaline karşı yükselmiş olur. En çok seven en büyük işleri başarmak borcundadır. Şöyle ki: Aşık olan zaten alacağını almıştır, artık bir şey isteyemez, bundan geri o verecektir hep o verecektir.”

“Varlık aleminde görünen ve görünmeyen her şey insana aşıktır. Her şey sessiz bir vurgunlukla şu özleyiş yalvarısını okur: “Beni anla, beni yen, beni kullan. Yaradılışımın manasına kavuşmaklığım senin elline verilmiştir, Ademoğlu beni hasretime ulaştır, senin zafer anıtında ben malzeme olayım...”

Safiye erol, kitabındaki karakterleriyle, olayların, acıların, tetiklemesiyle başlayan bir süreçte ferâgati, tevekküle varışı bakın nasıl ifade ediyor:

“Acılarımdan sonra imânım gelir. Daha sonra ferâgat, daha sonra tevekkül, daha sonra seyran.”

"Belî!. Biz ne mutlu günümüzde çok sevinir, ne yaslı günümüzde çok yeriniriz. Biz bostan dolabının sandukçaları gibiyiz. İçime bir şey dökülür, bir lâhza bizde emânet kalır, hemen boşalır gider."

Safiye Erol'un "Yedi Peçeli" bölümünün son kısımlarında tekrar tekrar okuduğum, beni derinden etkileyen, ey analar, ey kızlar, kadınlar diye seslendiği can alıcı parağfraflardan biridir. Allah idrak etmeyi nasip etsin.

"Gücüm yetse, yeryüzünde yaşayan bütün kadınlarara dağlanmış yüreğimin feryadını duyurabilsem: Dinleyin beni ey Tanrının yükü ağır, gücü kıt kulları! Evvelâ siz analar, hey analar, ayağınızı denk alın! Diktiğiniz kabaklar karılarda patlıyor. Hatır kırmak, can yakmak, yürek deşmek... Oğullarınız bunu sizde dener, karılarında olgunluğa erdirir, öyle değil mi? Zinhar evlatlarınızı Zâlimlik derecesine vardıracak kadar sevip şirâzeden çıkartmayın. Sonra siz ey kızlar, kadınlar!.. Billûr sarayda, dünyanın çirkin meşakkatlerinden uzak, altın toplarla oynarken, günü gelir yolunuz dışarı düşer, ere gider olursunuz. Erkeğinizin özlenip okşanan sevgilisi kalmak isterseniz ona itaat edeceksiniz, onu deşip kusurlarını görmeye kalkmayacaksınız, alargadan tapınacaksınız. Yedi peçesine el sürmeyesiniz mümkünse yedi tane de siz üstüne koyun. Aksi hareket ederseniz, nikabın altında onun kat kat kusurları belirdikçe o, mâbudluk mihrâbından yuvarlanır. Mâbûdunuz olmaktan kaldığı gün artık ne o size er olur, ne de siz ona karı... O zaman dünyayı baştan başa dolanıp derde devâ aramak gerek. Yedi iklimin ilmini yutsanız felek çarkı dönüşünü değiştirecek yararlıklar gösterseniz çâresi yoktur.

...Değil mi ki onu size erkeklik edebileceği mâbud tahtından yıktınız, şimdi artık onunla berebar kalmak için tek bir çare vardır; her kusuru bağışlayan, her çirkinliği güzellik gibi gören bir ana olmak."

"Ben evvelâ aşkı aradım, sonra Allah'ı aradım. Bunca çile pahasına aşkın da, imanın da manası insanlığa hizmet olduğunu öğrendim"

İyi OKUmalar..

Yazar Hakkında Bilgi

1902 yılında Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde doğdu. 1917 yılında eğitim almak için Almanya'ya gitti. Lise ve üniversiteyi bitirip doktora tezini verdikten sonra, 1926'da İstanbul'a döndü. Millî Mecmua ve Her Ay gibi dergilerde yazıları çıktı. 1938'de Kadıköyü'nün Romanı, 1944'te Ülker Fırtınası, 1941'de Selma Lagerlöf'den Portugaliye İmparatoriçesi ve 1945'de Friedrich de la Motte Fouqué'den Su Kızı isimli tercümeleri yayınlandı. 1951'de Kenan Rıfâî hakkında üç bölümlük felsefî incelemesi, Kenan Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık kitabında yer aldı. 1955'te Tercüman gazetesinde son romanı olan Dineyri Papazı tefrika edildi. Asr-ı Saadet'i anlatan Çölde Biten Rahmet Ağacı ise 1962 yılında Yeni İstanbul gazetesinde yayınlandı. Muhtelif gazete ve mecmualarda pek çok makalesi ve incelemesi neşredilen Safiye Erol, 1 Ekim 1964 tarihinde İstanbul'da vefat etti.

Müellifiyle yapılan bir mülakattan:

''(....)
- en çok sevdiğim de odur, ciğerdelen.
- niçin en çok sevdiniz?

manalı bir gülümseyişle elini göğsüne götürerek,

- deldi.. deldi de ondan diyor ve ilave ediyor:
- bunu yazarken oniki kilo kaybettim. iki defa bayıldım. bitirdikten sonra hasta yattım.
- niçin?
- feylesof nietzsche'nin bir sözü vardır: ''büyük eserler müelliflerinden intikam alırlar'' der.
- bu da aldı mı?
- aldı... aldı hem de nasıl...
- demek ciğerdelen sizi korkuttu?
- hayır... korku yok... su testisi su yolunda kırılır...

ve bir lahza şöyle gözlerini süzerek, ''a adam sen de!'' der gibi dudaklarını büküyor.

- pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.
- ama zayıflamak, hele bayılmak fena...
- ne zararı var... dedim ya su testisi su yolunda kırılır... sonra da bu her zaman olmaz...
- merak ediyorum, ciğerdelen'in nerelerini yazarken bayıldınız?
- ''yedi peçeli'' babında ve kitabın son babında...
- bu fasılları bizzat yaşadınız da ondan mı?
- onun da fevkinde. sanatkarın bir hadiseyi bir macerayı yaşam tarzı, şahsi yaşayışının fevkindedir. ben bir eserimde bir aşk hicranını tarif ederken o hicranı bütün şark kadınları namına yaşadım.
- su testisi diyorsunuz?, çabuk kırılmasa bari...

merak etmeyin der gibi bir hoş tebessümle gözlerimin içine bakıyor:

- niçin itiraf etmeyeyim: ben gayet fatalist'im bu cemiyetin bana ne kadar zaman ihtiyacı varsa o kadar zaman yaşarım ben.. fazlasına da zaten lüzum yok..

Ölümünün ardından..
Samiha Ayverdi bir dostuna Safiye Erol’un vefatını haber veririken “Maalesef memleketin en değerli, en dürüst, hamiyetli, imânlı, münevver ve bilhassa son derece derin ve bilgili evladını, aziz ve sevgili arkadaşım Safiye Erol’u kaybettik. Memleket, böyle muhteşem ve yerine konmaz bir abidenin eksikliğini adeta duymadı... Umursamadı...” diye ifade etmiştir.

 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.