Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Kitap Tanıtımı
Kitap Tanıtımı

Şibumi - Travenian

Gizemli bir yazarın gizemli bir kitabını okumak isterseniz tam size göredir. Travenian ismi takma bir isimdir, yazarın kim olduğu bilinmemektedir. Yazarın temsilcisi 2005 yılında Travenian'ın öldüğünü açıklamıştır.

E Yayınları - Arka Kapak:

İnanılmaz ölçüde karışık ve özgün bir roman kahramanı Nicholai Hel. Yarı Rus, yarı Alman asıllı koyu bir Amerikan düşmanı. Şanghay'da doğmuş, bir Japon generali tarafından büyütülmüş; bir Japon bilgesinden de 'Go' oyunu öğrenmiş. Bask dili dahil yedi dili ana dili gibi konuşuyor. Plastik kartla ya da kurşun kalemle bir insanı rahatlıkla öldürebilecek ustalıkları da edinmiş. Üstün düzeydeki 'yakın algılama' yeteneği yüzünden fotoğrafı bile çekilemeyen bu profesyonel terörist avcısı, terörcü, korkusuz mağaracı, yenilmez savaşçı ve gerçek feylosof, günün birinde emekli olarak yaşadığı şatosundan çıkıyor; amansız ve acımasız bir dövüşe katılmak üzere...

Yazarın ilginç bir yanı da kitaplarından bazı ayrıntıların çıkartılmış olmasıdır.

Çünkü bu ayrıntıları uygulayarak ölümler ve zararlar olmuştur. Örneğin; El ile adam öldürme, Pariste bir müze soyulması ayrıca kama sutra* sevişme ayrıntıları gibi teknikler çıkartılmıştır.

Mağara bölümü, sevenlerin ilgisini çekebilir. Bana biraz uzun gelmişti.

İyi okumalar..

Kitaptan Alıntılar

"Şibumi, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. Şöyle düşün. O kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. Şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek.İfade dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçak gönüllük demek.

Sanatta şibumi zarif bir basitliği ifade eder. Buna sabi denir. Felsefedeyse kendini wabi olarak gösterir. Büyük bir ruhsal rahatlıktır ama pasiflik değildir. Bir insanın kişiliğindeyse... nasıl söylemeli... Hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? Onun gibi bir şey.

Nicholai'nin hayal dünyası bir anda shibumi kavramıyla doluvermişti. Başka hiçbir ideal onu bu derecede etkilememişti ömründe. "İnsan shibumi'yi nasıl elde eder, efendim?"

-İnsan şibumi'yi elde etmez. Ancak onu keşfeder. Bunu yapabilen pek az sayıda üstün nitelikli insan vardır.

-Yani insan şibumi düzeyine gelmek  için çok şey mi öğrenmeli?

-Daha çok, bilgilerden geçip basitliğe varmak gerek."

...

"Senin orta düzeydeki kimselere karşı duyduğun aşağılayıcı nefret, onlardaki geniş, kapsamlı kuvveti görmene engel oluyor. Sen kendi parlaklığının orta yerinde dururken, gözlerin öylesine kamaşıyor ki, odanın kuytu, karanlık köşelerini göremiyorsun. Oralarda kalabalıkların, beyinsiz insan kalabalığının ne tehlikeler hazırladığını görecek şekilde gözlerini ayarlayamıyorsun. Ben sana bunları söylerken bile, sevgili öğrencim, sen kendinden yeteneksiz kişilerin, sayıları ne kadar çok olursa olsun, seni yenebileceklerine inanmakta güçlük çekiyorsun. Oysa biz artık orta düzeydeki insanların çağında yaşıyoruz. Orta düzeydeki insan sıkıcı, renksiz, aptal gibi görünür...fakat ölümsüz tekdüzeliğine devam eder...hiç bıkmaz. Amipler her zaman kaplanlardan çok yaşar. Çünkü durmadan bölünür, yenilenirler. O ölümsüz tekdüzelikleriyle. Kalabalıklar zorbaların en sonuncusu olacaktır. Gözlerini bir an için sanata çevir. Bak, Kabuki can çekişirken, No beri yanda sürünürken, şiddet romanları nasıl kalabalıkları peşinden sürüklüyor. Dikkat edersen hiçbir yazar romanına kahraman olarak gerçekten üstün bir insan tipi seçmeye cesaret edemiyor. Çünkü seçerse, kalabalığın içindeki orta düzeydeki insan öfkelenecek, utanacak, ve kendisini savunması için kendi yojimbo'sunu, yani eleştirmenleri ortaya sürecektir.

Kalabalığın çıkardığı gürültü mantıksızdır ama, kulakları sağır edecek kadar güçlüdür. Beyinleri yoksa da, binlerce kolları vardır. Bunları seni yakalamak, çekmek, aşağıya indirmek ve batırmak için kullanırlar."

"Hala Go'dan mı söz ediyoruz, hocam?"
"Evet, Go'dan. Ve onun gölgesi olan hayattan."

*****************

Wabi Sabi; Eski bir Japon felsefesini ifade eder. Wabi, el işçiliğinden ve malzemenin yapısından kaynaklanan ve objeyi benzersiz kılan kusurlar, Sabi ise yaş ile gelen güzellik ve berraklık anlamına gelir. Kısacası bu felsefe, doğal, sade, basit bir yaşamın ince ve alçak gönüllü bir zerafet ile birleştirilmesidir.

*Kama Sutra (Sanskritçe'de : कामसूत्र ), Hint lisanında iki ayrı kelimedir : kama zevk demektir, sutra ise kitap anlamına gelir. İki kelime birleşince zevkin kitabı anlamına gelmektedir. Bu öğretinin amaçları arasında; kadın, erkek, çiftler arası denge, yaşamı sevdirmeyi, cinsel açlığın giderilmesi vs. Devamı için tıklayınız: kaynak: Wikipedia)

Yazarın Diğer Eserleri

  • 1972 The Eiger Sanction (İnfazcı)
  • 1973 The Loo Sanction (Hesaplaşma)
  • 1976 The Main (Kasaba)
  • 1979 Shibumi (Şibumi)
  • 1983 The Summer of Katya (Katya'nın Yazı)
  • 1998 Incident at Twenty-Mile (Yirminci Mil)
  • 2000 Hot Night in The City (Kentte Sıcak Gece)
  • 2005 The Crazyladies of Pearl Street (İnci Sokağı)
 

Ayn Rand - Atlas Vazgeçti

Ayn Rand'ın bu eseri Plato yayınları tarafından "Atlas Vazgeçti" orjinal adı ile "Atlas Shrugged" adlı ile yayınlandı.

Kitap üç ciltten oluşmaktadır. Birinci cilt  “İtirazsız” ikinci cilt "Ya Öyle Ya Böyle" üçüncü cilt ise "Gerçek Gerçektir"

Üç kitap taşımak istemeyenler için tek cilt olarak "Atlas Silkindi" adı ile de yayınlandı. Vazgeçti yerine  Silkindi kelimesi kullanılmış.

Arka Kapaktan

"1905'te St. Petersburg'da doğdu. Asıl adı Alişya Rosenbaum. Çocuk yaşta kendini Büyük Savaş'ın içinde buldu. Yaşadığı savaşların biri düşmana karşıydı. Diğeri de bireye karşı. Çocukluğu kolektivizmin doğuşuna tanıklıkla geçti. Devrimi, kırmızı renkli bayrakları, Lenin'i, Stalin'i gazetelerden okudu. Etrafında olup bitenleri hiç sevmedi. Leningrad Üniversitesi'nde tarih okudu. Aristo'yu, Eflatun'u Rusya'nın en değerli hocalarından öğrendi. 1925'te mezun oldu. Annesinin Amerika'da akrabaları vardı. Onların yanına gitmek istedi. Annesi seyahat masrafları için mücevherlerini sattı. Babası yolcu ederken şöyle dedi: "Sana orda Rusya'yı sorarlarsa hepimizin yavaşça öldüğü büyük bir mezarlık olduğunu söyle". 1926 Şubatı'nda sisli bir günde New York limanında gemiden indi. Özgürlük Anıtı'nı ve hep hayalinde canlandırdığı, çok sevdiği gökdelenleri ilk defa o gün gördü.

1982'de ölene kadar Amerika'da esen "diğerkamlık" (altuism) rüzgarına şiddetle karşı çıktı. Ona göre "diğerkamlık" başkalarına iyilik yapmak değil, kendini feda etmekti. Her diktatörlük "diğerkamlık" üzerine kuruluydu ve bireyin kendini feda etmesi asla kabul edilemezdi. Her zaman kapitalizm idealini savundu. Amerika'nın bu sistemden hiçbir zaman vazgeçmemesi gerektiğini üşenmeden tekrarladı. Ona göre "insan önce Tanrı'nın tutsağıydı. Zincirlerini kırdı. Sonra kralların tutsağı oldu. Yine zincirlerini kırdı. Artık hiçkimsenin tutsağı olmamalı".

Devamını oku...
 

Ayn Rand - Hayatın Kaynağı

İngilizcesi "The Fountainhead" olan bu kitap,  ilk olarak Ak Yayınları tarafından "Bir pınar ki" , İnkilap yayınları tarafından "Pınar" ve son olarak Plato Yayınları tarafından "Hayatın Kaynağı" ile tanındı.

Ayn Rand, asıl adıyla Alişya Rosenbaum 2 Şubat 1905 Rusya'da, St. Petersburg'da doğdu. 6 yaşında kendi kendine okumayı öğrendi. 9 yaşında roman yazarı olmaya karar verdi. Yüksek öğrenim yıllarında desteklediği Kerensky'nin iktidara gelişine ve başından beri yanlış ve tehlikeli gördüğü Bolşevik Devrimi'ne tanık oldu. Felsefe ve tarih üzerine araştırmalar yaptı. Filmlere olan hayranlığı sebebiyle, 1924'te oyun yazarı olarak Sinema Sanatları Enstitüsü'ne girdi. 1925'lerin sonuna doğru Birleşik Devletleri ziyaret etmek için Sovyet Rusya'dan ayrılmaya karar verdi ve geri dönmek istemiyordu. 1926'nın Şubat ayında New York'a vardı. 1929 yılında evlendiği aktör Frank O'Connor'la tanıştı. Frank'ın ölümü ile sona eren evlilikleri 50 yıl sürdü. Ayn Rand, 6 Mart 1982'de New York'da öldü. Ayn Rand'ın kısa hayatını bir sözü ile noktalıyoruz. "En sefil insan amaçsız olandır."

HAYATIN KAYNAĞI (The Fountainhead)

Arka Kapaktan;

"Kollektif beyin diye bir şey yoktur. Kolektif düşünce diye bir şey de yoktur. Bir grup insanın vardığı anlaşma, ya bir uzlaşma, ödün verme sürecidir, ya da birçok bireysel düşüncelerin bir ortalamasıdır. İkincil önem taşıyan bir şeydir. Birincil eylem.. yani mantık yürütme süreci... bir tek kişinin tek başına yapması gereken bir şeydir. Yemekleri bir sürü insana paylaştırabiliriz. Ama kolektif bir midede sindiremeyiz. Hiç kimse kendi ciğerlerini, başkasının yerine solumak için kullanamaz. Hiç kimse kendi beynini, başka birinin yerine düşünmek için de kullanamaz. Vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. Paylaşılamazlar ve devredilemezler."

Ayn Rand'ın eserlerindeki başrol karakterleri, okuyucuda çok büyük etki bırakır, sıradışı bir zekaya sahip, kendine çok güvenen mimar Howard Roark böyle biridir.

Devamını oku...
 

Üçüncü Tepede Hayat - Beyazıt Meydanı'nın Derin Tarihi

Üçüncü Tepede Hayat - Beyazıt Meydanı'nın Derin Tarihi
Beşir Ayvazoğlu
İstanbul, 2012 - Kubbealtı Neşriyat


Beşir Ayvazoğlu, "Divanyolu: Bir Caddenin Hikâyesi"nden sonra şimdi de komşu bir semtin, Beyazıt Meydanı'nın tarihini anlatıyor "Üçüncü Tepede Hayat / Beyazıt'ın Derin Tarihi"nde. Kitap basit bir semt tarihi değil, mekânları, bu mekânlardan geçen şairleri, yazarları, sanatkârlarıyla bir kültürün tarihi. Turgut Cansever, İslâm kültüründeki şehir imajını 'cennet tasavvurunun bir yansıması' olarak tanımlar. 'Bilge mimar'a göre "İslâm mimarisi, kontrolden çıkmış 'ratio'nun ürünü değildir. İslâmî-dinî akidelerin, İslâm'ın kozmolojik telakkilerinin ve tevhid anlayışı bağlamındaki İslâmî tavırların yansıması ve ürünüdür.

Devamını oku...
 

Fahrenheit 451 - Ray Bradbury

Ray Bradbury'nin ünlü bilim kurgu romanı.


Kitabın Yazarı :  Ray Bradbury
Kitabın Yayınevi :  İthaki Yayınları

"Bitişik evdeki kitap, dolu bir silahtır. yakın gitsin. Silah ateş etmesin. Adamın kafasını koparın. İyi okumuş bir adamın hedefi olmayacağını kim bilebilir ki? ben mi? Ben böylelerini hazmedemem, bir dakika bile... Sonunda tüm dünyada evlerin hepsi yanmaz duruma getirilince, eski amaçla itfaiyecilere gerek kalmadı. O zaman onlara yeni bir görev verildi; barışın koruyucuları olarak, resmi sansürcüler, yargıçlar, infazcılar oldular. işte sen ve ben bunlardan biriyiz..."

 

Türk Târihinde Osmanlı Asırları

Yazarı: Sâmiha Ayverdi
Yayınevi:     Kubbealtı
Yayın Yılı:    1975

"Türk tarihinin seyir ve tekamülü ardınca yürüyebildiğimiz ölçüde atılmış bu birkaç adım, iki büyük Türk devletinin dünya tarihi muvacehesindeki medeni ve içtimai değerlerinin, uzaktan yakından münasebet kurmak vaziyetinde olduğu milletlere ve nihayet dünyaya neler getirdiğini, umumi çizgileriyle tayin ve tesbit edebilmek gayretinin naçiz bir mahsulüdür. Bu yüzden de, başı, sonu bilinmeyen tarih dünyası içinde ve bu gökkubbenin altında tahtlar yıkıp zaferler kazanmış veya hezimetler kaybetmiş Türk kavminin binlerce yıllık macerasını bir tarafa koyup, bu zincirin birbirine girift ve sıkısıkıya bağlı iki halkası üstünde bilhassa duracağız: Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları. Şuna inanmak yerinde olur ki, devrini tamamlamış ve ilmin hafızasına devr olmuş bu tarih realiteleri, vakti geçmiş, vazifesi tamamlanmış keyfiyetler değildir. Belki geleceğin temellerini teşkil ettiği için, cemiyet olarak büyük bir uyanıklık ve şuurlu bir tecessüsle üstünde durmamız gereken gerçeklerdir."

İKİNCİ SULTAN MEHMED VE FETH-İ MÜBİN (sayfa 248)

"...Fâtih Sultan Mehmed, dâvasında neden muvaffak oldu, diyecek olursak, bu sualimizin cevâ­bını, ilk gençlik çağından itibaren, himmetini kendi üstüne çevirmiş olan hükümdarın hayâtı içinde görmek mümkün olur. Beşerî egoizmini manevî feragate, ferdî dâvalarını kütle menfaatine feda eden genç hü­kümdar, îmânına şuur, vicdanına düzen, ameline ihlâs, cehline aydın­lık, ihtiraslarına sükûnet bağışlaya bağışlaya evvelâ kendisiyle hesaplaşmış, ondan sonra dışa taşmıştır.

Fâtih, yaptığını bilen ve yapacağını hesaplayıp düşünen adamdı. Onu kütle mukadderatını elinde tutan sayılı dahîler ve cihangirlerden ayıran üstün vasıf, icrâât ve başarılarında, fırsatlardan ve tesadüfler­den faydalanmış olması değil, yaptığından ve yapacağından haberli bu­lunan bir sisteme sahip bulunması idi. Halbuki büyük şöhretlerden pek çoğu, sevkitabiîlerini rehber tutan gafil ve zamanın mağlûbu kimseler­dir. Binâenaleyh Fâtih, ihraz ettiği şan ve şerefe, tesadüflerin yardımı ile değil, kendi istihkak ve kudretiyle ulaşmıştır.

Devamını oku...
 

Kölelikten Efendiliğe (Birlik ve Beraberlik Çağrısı)

Yazar:         Sâmiha Ayverdi
Kirap Adı:   Kölelikten Efendiliğe
Yayınevi:     Kubbealtı Neşriyat
Yayın Yılı:    1978

Çağının en önemli mütefekkir yazarlarından birisi olan Sâmiha Ayverdi, bu kitabta bütün İslâm âlemine birlik ve berâberlik çağrısı yapar ve şu cümle ile başlar;

"Bu risâle, İslâmla şereflenmiş her Müslüman milletin kitabıdır ve îlâ-yı kelimetullaha dâvettir."

Samiha Ayverdi Hanımefendinin bu çağrısı Kur'an emridir.

Enfal: 73. âyette şöyle yazmaktadır:

Bütün bunlarla birlikte, [unutmayın ki] hakkı inkara şartlanmış olanlar birbirleriyle müttefiktirler;  siz de (birbirinizle) öyle olmadıkça yeryüzünde fitne ve büyük bir karışıklık baş gösterecektir.

"İtiraf etsek de etmesek de, islâm'ın çatısı al­tında birleşmiş olması lâzım gelen milletler ve topluluklar, aslında, dağılmış bir zincirin halka­ları gibi, parçalar hâlinde bölük bölüktür. Yek­pare ve birbirine kenetli olması îcap eden bu par­çaları yeniden birbirine lehimleyip, birleştirecek olanlar da, herhangi şahsî bir ihtiras, zümre ve siyâset endişesiyle gözleri şaşılaşmamış ve gö­nülleri kararmamış âlimler ve müşavirler kadrosunun desteğini kazanmış emirler, devlet reisle­ri, cumhurbaşkanları ve kütlelerin idâri ipuçları­na hâkim olan şuurlu devlet adamlarıdır."

Devamını oku...
 

Ali Fuad Başgil - Gençlerle Başbaşa

Yazar: Ali Fuad Başgil
Kitabın Adı: Gençlerle Başbaşa - Yağmur Yayınları ve Kubbealtı neşriyatı tarafından da basılmıştır, Kişisel gelişim kitabıdır. İlk Baskısı. 1949

GENÇLERLE BAŞBAŞA

Muvaffak olma yolunun bir takım tehlikeleri ve düşmanlari vardır.

Bu düşmanlardan birincisi tenbelliktir. Tenbellik bukalemun gibidir. Her seferinde bizi bir başka yüzle alt etmeye çalışır. O mesleksiz bir aktör gibidir. Eğer tenbellik uzvi bir hastalıktan ileri gelmiyorsa iradeyle onu yenmek mümkündür.

Diğer bir düşman kötü arkadaştır. İyi bir arkadaşta olması gereken huylar çalışkanlık, iyilik severlik ve dürüstlüktür.

Üçüncü düşman ise kötü örneklerdir. Bunlar başkasının sırtından geçinip baskasını sömürüp bir yerlere gelmiş, mevki ve makam kazanmış insan kılığındaki hayvan ve parazitlerdir. Onlar için kazanmada her yol mübahtır. Burada bilinmesi gereken de hayatta insan olan insana yaraşan yol doğruluk ve namusluluk yoludur.

Devamını oku...
 

Stefan Zweig - Satranç

KİTABIN ADI : Satranç
KİTABIN YAZARI : Stefan Zweig
YAYIN EVİ VE ADRESİ : Can Yayıları


Hayatında birisi ile hiç satranç oynamamış bir avukatın kitaplardan öğrendikleri ile dünya şampiyonunu yenişi anlatılır.

KİTABIN ÖZETİ

New York’tan Buenos’e giden bir yolcu gemisinde yolcular arasında bulunan bir milyoner , dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic’e , ücret karşılığı bir parti satranç oynamayı önerir. İkisinin oyununu izleyen Avusturyalı Dr. B oyun sırasında kendini tutamayıponların oyununa karışınca, şampiyonla karşılaşması önerilir kendisine. Gestapo tarafından bir otel odasına kapatılan, oyalanacak hiç bir şeyi olmadan, bu odada uzunca bir süre tek başına kalan, yalnızca sorgulama için bu odadan çıkartılan Dr. B bir gün, rastlantı sonucu gizlice eline geçirdiği bir satranç kitabından bu oyunun bütün inceliklerini öğrenmiştir. Satranç tahtası ve taşları yoktur, ancak, önce ekmek içinden yaptığı satranç taşlarıyla sonra da tümüyle belleğinde oynayarak kurumsal bir satranç ustası olup çikar. Ancak bu tutkusu yüzünden sinir krizlerine beyin ağrılarına yakalanır.

Devamını oku...
 


Sayfa 3 - 3


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.