Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Hakkımızda

Diriliş

 

"O devirde san'at henüz imânını ve Allah'ını kaybetmemişti. Şiirde olsun, mûsikide olsun, mimâride hatta raksta olsun insanlar, heyecanlarının dudağını gönüllerindeki imâna dayamışlardı. İşte bu inanıştır ki târih boyunca amme ruhunda san'at ve imân infilâkları yapmış, karışık, dağınık hatta düşman unsurları birleştirip tek gâyenin hizmetine koşabilmiştir."

"Kültür, yalnız okuyup yazma mes'elesi olmadığına göre, tepeden tırnağa an'anenin, içtimai terbiye ve nizâmın  hâmili olan bu kadın, şifâhi bilginin hatta hikmet ve irfanın ta kendisi idi. İşte bu olgun ve dolgun ana, çocuğuna ilk memeyi verirken besmele çeker: "Ya gazi ya şehid" derdi."

"Osmanlı istilâ ve fütühâtını sevk ve idare eden tevhid ruhu, dededen babaya, babadan oğula, askere, serdara, halktan idareciye, vezirinden pâdişaha kadar hakim olan bir hak ve adalet şuûru idi."

"Ulemâ sınıfına gelince, kanun, nizam ve an'anesinin bozulmuş olması, bu diyanet hukuk ve kültür ocağının da kapılarını ehliyetsiz ve kifâyetsiz kimselere açmış bulunduğundan, hakiki istihkak sahiplerinin birer köşeye sinip, meydanı müstehak olmayanların kapması, artık acı bir gerçek idi. Ulemâ içinde büyük bir zümre, İslami anlayıştan ayrılmış, taassup ve menfaatin ardınca koşarak, vazife ve gayesiyle kendi arasına, aşılmaz bir uçurum koymuştu."

"Devleti, kuruluşunun esâsına sâdık kalarak ıslâh etmek lazımdı. Softalıkla dinsizliğin ortasındaki hakiki müslüman ruhunu diriltmek ve bu zümreyi yeniden cemiyete aktif unsur haline getirmek demekti. Zirâ enkaz haline gelen memlekette yeniden bir çatı kurmak için, bir mücâhit ferâgati, bir imân şevki, bir idealist şuûru ve azmi lâzımdı... Çöküş sebeblerimizin başında iman rûhunun zayıflaması bulunduğu gibi, yükseliş hamlelerimizin başında da yine bu kaybı geri almak ve kütleye iâde etmek şuûru olmalı idi."

"Bir âile kateşizmi; ibâdet gibi büyüğü küçüğe, küçüğü büyüğe bağlıyan kudsî râbıtalar vardı. Yok oldu… En uzak ferdlerden en uzak ferdlere geçen bir görünmez bağ, mîmârîsi muhabbet ve şefkat olan bir içtimaî yardımlaşma şuûru, bir hayat kaidesi vardı, yok oldu… Bir târihî gurur, bir gazâ ve şehâdet şevki vardı, yok oldu… Bir müşterek yenilmezlik inancı, destanlaşmış bir fütûhat alışkanlığı vardı, yok oldu… İlâ-yı Kelimetu’llah’ı hayat gayesi bilmiş bir vecd ve îman anlayışı vardı. Yok oldu… Evet, asırlarca Türk rûhunu yoğurup, beşeri-ilâhî zirveye yükselten o sırlı tılsım da yok olunca, bu esâsı, bir hayat felsefesi hâlinde insana ve cemiyet hayâtının bütününe sirâyet ettirip sindiren o ana kuvvet, böylece yok olup gitti… Giderken de, kendisine bağlı bütün değerleri, berâberinde sürükleyip götürdü."

"Bir zamanlar dünyâya parmak ısırtmış, yol göstermiş, ışık saçmış olan islâm dünyâsının bo­ğazında, hâlâ Muhammed ümmetinin îmânına diş bileyenlerin doladıkları çember takılı bulun­maktadır. Amma bu kölelik alâmeti, artık oldu­ğu yerden sökülüp çıkarılmalıdır. Çünkü dünya, İslâmiyet'in efendilik devrini tanımış, yaşamış, mesut olmuş, yüzü gülmüştür. Bugün de ona hasrettir. İslâmiyet'in, yolunu şaşırmış, aradığı­nı bilip bulamamış, akıl almaz maddî imkânları­na rağmen ne yapacağını kestiremez olmuş bu gökkubbe ehline, yeni bir harman, yeni bir istif ile gelip tekrar insan oğlunu selâmete çıkarması ondan beklenen bir ilâhî vecîbedir."

"Biz bir târih, bir an'ane bir görüş, bir nizam, bir uslûp, bir medeniyet kaybettik. Amma dirilişe inanıyoruz. "Halk-ı cedid" nüktesi ayan olacak ve ademin bağrında yeni bir hayat, yeni bir çehre ile baş kaldıracaktır.

Sâmiha Ayverdi

Mütefekkir - Yazar

"Bir "ba'sü ba'de'l-mevt"e inanmak için Ayverdilerden haberdar olmak yeter."

Ömer Özercan

 

 

 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.