Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Bostancı Ocağı

Mehmet Niyazi - Zaman

Bostancı Ocağı


Murat Yıldız'ı "Amcazade Hüseyin Paşa" kitabından tanıyoruz. Şimdi ise tez olarak hazırladığı, ciddiyetini ve çalışkanlığını aksettiren "Bostancı Ocağı" elimizde.

Yanlışı düzeltmek, doğruyu öğretmekten zordur; fakat bu tip çalışmalar çoğalırsa, toprağımızın çocukları tarih şuuruna kavuşarak geçmişlerini öğrenir, yaşadıkları zamanı analiz eder, geleceğe dair tahminlerde bulunurlar. Tarih şuurundan mahkûm toplum, hafızası boşaltılmış ferde döner. Bir insanın annesini, babasını tanımaması, yaşadığı evi hatırlamaması ne büyük felakettir.

Ünlü bir aydınımız, Osmanlı'yı kötülemek için "Odun yaran baltacıyı alıp başbakan yaparsan o da Katerina'yı gördü mü aklı başından çıkar." diye yazmıştı. Baltacı'nın askerî bir sınıf olduğunu bilmemesi büyük hata yapmasına sebep olmuştu. "Bostancı" denince de ya bostan yetiştiren ya da İstanbullular bakımından bir semt anlaşılmaktadır. Türk Ansiklopedisi'nde belirtildiği üzere de "Bostancı" semti adını buralarda bulunan bostan tarlalarından almamıştır. İstanbul'un Avrupa yakasında Küçükçekmece'de, Anadolu yakasında da bugünkü Bostancı'da olmak üzere iki giriş kapısı vardı. Bostancı semtinin bu adla anılmasının sebebi, buradaki derenin üzerindeki köprünün yanında Bostancı Ocağı'na ait bir karakolun bulunmasıydı. Bu karakolda Bostancılar, İstanbul'a gelenlerin tezkerelerini kontrol eder, geliş sebeplerini, eşkallerini deftere kayıttan sonra başkentte belli süre kalmaları kaydı ile geçiş izni verirlerdi.

Fatih devrinde kurulan Bostancı Ocağı'nın amacı sarayların erkânlarına hizmet, bahçelerine bakmaktı. Zamanla görev alanları genişlemiş, işlevleri artmıştır. Bostancı Ocağı'nın güvenilir bir birim haline gelmesinde şu üç faktörünün etkili olduğunu Murat Yıldız'dan öğreniyoruz: Bostancıbaşıya Fatih Kanunnamesi ile padişah sandalının dümenciliği görevinin verilmesi padişahla onları yakınlaştırmıştır. Bu durumun Bostancıları diğer devlet ricalinin nezdinde de itibarlı kılması tabii idi. İkincisi ise Kanuni döneminde saray bürokrasisinin genişlemesi, bahçelerin çoğalması ocağın nefer sayısının artmasını gerektirmiştir. Padişah ve çevresiyle yakın temasta olduğu için sadakatsizlik yapmayan bu sınıfın çoğalması padişahın da işine geliyordu. 16. yüzyılın sonlarından itibaren başlayan yeniçerilerin isyanları, bu sadık zümrenin ayrı bir değer kazanması sonucunu doğurmuştur.

Zannedildiği gibi devşirme sadece gayrimüslimlerden yapılmazdı; Türklerden de yapılırdı. Belki ilk baştan bir çocuğunun alınması bazı ailelere, bilhassa Hıristiyanlara ağır gelmiş olabilir; ama çocukların devletin üst kademelerine yükseldiklerini, paşa ve sadrazam olduklarını görünce, ahali oğlunun devşirilmesi için can atmaya başladı. Boylu posluların devşirileceği bilindiğinden, Hıristiyan ailelerin çocuklarına yüksek topuklu ayakkabı giydirdikleri kaynaklarda yer almaktadır.

Diğer sınıflarda olduğu gibi Bostancılar'da da köylü-çiftçi çocuklarının devletin en tepe noktalarına tırmanmalarında sadece yetenek ve gayretleri ölçü alınırdı. Yalnız devlet başkanlığı Açına oğullarına mensup Osmanlı ailesinin inhisarındaydı. Diğer mevkiler tebanın tamamına açıktı. Busbecg'in "Türkiye'yi Böyle Gördüm" kitabı okunursa, söz konusu sistemin devletin büyümesinde nasıl etkili olduğu anlaşılır.

Asayişi sağlamakla görevli Bostancıbaşılarının, Haliç ve Boğaziçi gezilerinde, gerekli olduğu zamanlarda net ve ayrıntılı bilgi vermek amacıyla tuttukları "Bostancıbaşı Defterleri" İstanbul bakımından paha biçilmez kaynak niteliğindedirler. Zira bunlar aynı zamanda İstanbul'un içinde ve çevresinde bulunan cami, mescid, çeşme, sahilsaray, kasır, yalı, dükkân, mahzen, ev gibi binlerce yapılarla boş arsaların sicili mahiyetindedir.

 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.