Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Türk Edebiyatından Seçmeler
Türk Edebiyatından Seçmeler

seyir suresi - sohrab sepehri

seyir suresi

andolsun seyre
ve sözün başlangıcına
ve zihinden uçuşuna güvercinin
kafeste bir sözcük var

sözlerimse bir parça çimenlik gibi açıktı
onlara dedim:
eşiğinizde bir güneş duruyor
ki kapıyı açarsanız davranışlarınıza yansıyacak

ve onlara
taş dağın süsü değildir dedim
nasıl ki bir ziynet değilse kazmanın bedeninde maden
yerin avucunda görünmez bir cevher var
ki tüm yalvaçların gözleri kamaşır parıltısıyla
cevheri arayın
yalvaçlığın otlağına götürün an’ları

Devamını oku...
 

Bu münacaat Adlî mahlasıyla şiirler yazan Sultan II. Bayezid

Dönemin en güçlü devletinin başındaki adam, Allah karşısında aciz bir kul olduğunu hatırlıyor, elbette böyle bir insandan hiçbir zaman adaletsizlik sadır olmaz ve adlî mahlasını fazlasıyla hakkediyor.

"Ben itdüm anı kim bana yaraşur
Sen eyle anı kim sana yaraşur"
Adlî

Ben bana yaraşanı yaptım. Sen de sana yaraşanı yap, Allah'ım. (Ben bir insan olarak bana yaraşanı yaptım. Yani günah işledim, sana layık bir kul olamadım. Sen de sana yaraşanı yap. Yani bana merhamet et, beni bağışla) S. Okuyucu

Şiirin tamamı

Hudâyâ Hudâlık sana yaraşur

Nitekim gedâlık bana yaraşur

[Allah’ım Allah’lık Sana yaraşır. Nitekim fakirlik, dilencilik, kölelik bana yaraşır]

Çü sensin penâhı cihan halkınun

Kamudan Sanâ ilticâ yaraşur

[Madem Sensin sığınağı dünya halkının. Herkesten Sana sığınmak yaraşır.]

Şeh oldur ki kulluğun itdi senün

Kulun olmayan şeh gedâ yaraşur

[Şah, sultan, odur ki Sana kulluk etti. Kulun olmayan sultana; yoksulluk, düşkünlük, kölelik yaraşır.]

Devamını oku...
 

Suyun Ayak Sesi - Sohrab Sepehri

suyun ayak sesi

sohrab sepehri

annemin sessiz geceleri için!

kaşanlıyım
geçinip gidiyorum
bir lokma ekmeğim, azıcık aklım,
iğne ucu kadar bir zevkim var.
ağaç yaprağından iyi bir annem,
akan sudan iyi dostlarım var.

ve bir de bu yakınlarda bir tanrım:
şu şebboyların arasında, o ulu çamın altında
suyun bilincinin üzerinde, otun yasasının üzerinde.

ben müslümanım.
kıblem kırmızı bir güldür
namaz yerim bir pınar, mührüm nur
seccadem ova.
ben pencerelerin kalp atışıyla abdest alırım
namazımın içinden ay akar, tayf akar.
bütün zerreleri billurlaşır namazımın,
namazımın arkasında taş görünür:
ben namazımı
rüzgar servinin minaresinde ezanını okuduğunda kılarım
otun başlama tekbirinden,
dalganın “kad kamet”inden sonra kılarım.

Devamını oku...
 

Hz Mevlana - Bu Gün Ahmet Benim

Bugün ahmet benim,
ama dünkü Ahmet değil.
Bugün anka benim,
ama yemle beslenen kuşcağız değil.

Enelhak kadehiyle
bir yudum içen sızdı
Tanrılık şarabından.
Şişelerle, küplerle içtim ben, sızmadım,
ben, sultanların aradığı sultan.

Ben hâcetler kıblesiyim.
Gönlün kıblesiyim ben.
Ben cuma mescidi değilim,
insanlık mescidiyim ben.

Devamını oku...
 

Tarık Buğra - Martı

Tarık Buğra, 1918 - 1994 yılları arasında yaşamıştır. Akşehir doğumludur.

Edebiyat dünyasına yazdığı küçük öykülerle girer. Bu öykülerinin çoğu durum öyküsü niteliğindedir. Yarın Diye Bir Şey Yoktur adlı eserindeki "Martı" öyküsü buna bir örnektir.

Tarık Buğra, öyküde olduğu gibi  romanda da usta bir yazardır. Küçük Ağa, Gençliğim Eyvah, Osmancık adlı romanları onun en bilinen eserleridir.

ESERLERİ:

Hikâye: Oğlumuz (1949), Yarın Diye Bir Şey Yoktur (1952), İki Uyku Arasında (1954), Hikâyeler (1964, yeni ilavelerle 1969) Tiyatro: Ayakta Durmak İstiyorum, Akümülatörlü Radyo, Yüzlerce Çiçek Birden Açtı (1979) Gezi Yazıları: Gagaringrad (Moskova Notları) (1962), Fıkra ve Deneme: Gençlik Türküsü (1964), Düşman Kazanmak Sanatı (1979), Politika Dışı (1992). Roman: Siyah Kehribar (1955), Küçük Ağa (1964), Küçük Ağa Ankarada (1966), İbişin Rüyası (1970), Firavun İmanı (1976), Gençliğim Eyvah (1979), Dönemeçte (1980), Yalnızlar (1981), Yağmur Beklerken (1981), Osmancık (1983). Senaryo ve oyunu: Sıfırdan Doruğa-Patron (1994).

MARTI

Rıhtım boyundaki meyhânelerden birinin adıdır bu. Ve, gerçekten de martıya benzer. Yumuk gözleri mavi sonsuzluğa çevrilmiş, mendirekte pinekleyen, ama canı istediği zaman, bir iki gerinmeden sonra kanat çırpıp kuzeye doğru, güneye doğru, batıya veya doğuya doğru uçacak, istediği yöne, istediği kadar uçacak bir martıya benzer.

Devamını oku...
 

Yusuf Has Hâcib ve Kudadgu Bilig

Yusuf Has Hacib, Türk dili ve edebiyatı için temel bir eser olan Kutadgu Bilig (Kutlu kılan bilgi) kitabının yazarıdır. Kutadgu Bilig 6645 beyitlik bir eserdir.

(M.S. 1017) 11. yüzyılın başlarında Karahanlı Devleti'nin Balasagun şehrinde dünyaya gelen Yusuf Has Hâcib İyi bir eğitim gördü. Çağının geçerli bilimlerinin yanı sıra Arapça ve Farsça da öğrendi. Balasagun'da yazmaya başladığı Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi) adlı yapıtını 1069 yılında Kaşgar'da tamamlayarak Karahanlı hakanlarından Ebû Ali Hasan ibn Süleyman Arslan Hakan'a sunmuştur. 1077 yılında Kaşgar'da vefat etti. Türbesi bu kenttedir.

Kutadgu Bilig, her iki dünyada da mutluluğa kavuşmak için gidilmesi gereken yolu göstermek maksadıyla yazılmıştır. Yusuf Has Hâcib'e göre, öteki dünyayı kazanmak için bu dünyadan el etek çekerek yalnızca ibadetle vakit geçirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir insanın ne kendisine ne de toplumuna bir yararı vardır; Oysa başkalarına yararlı olmayanlar ölülere benzer; Bir insanın erdemi, ancak başka insanlar arasındayken belli olur. Asıl din yolu, kötüleri iyileştirmek, cefaya karşı vefa göstermek ve yanlışları bağışlamaktan geçer. İnsanlara hizmet etmek suretiyle faydalı olmak, bir kimseyi, hem bu dünyada hem de öteki dünyada mutlu kılacaktır.

Devamını oku...
 

Mâbette Bir Gece - Sâmiha Ayverdi

Sâmiha Ayverdi (1905 - 1993) Bu yazı bir hikâyedir. yazarın kitaba ismini verdiği "Mâbette Bir Gece" adlı eserinden alınmıştır. Bu eser 34 Hikâyeden meydana gelmiştir. Eser tasavvufî bir içeriğe sâhiptir. (Yayınevi: Kubbealtı)

MÂBETTE BİR GECE

Hey .. Bana baksana arkadaş, artık gece oldu, gün çoktan kavuştu... Çabuk ol, çık buradan.. Mâbedin kapılarını örteceğiz. Sabahtan beri ağlayıp bağırdığın yetmedi mi? Ne bitmez derdin varmış! İçerde kimseler kalmadı; herkes evine çekildi.. Başını kaldır da etrafına bak.. Yoksa karanlık geceyi de mi görmüyorsun?

Gece mi ne gecesi? Gönlüm, sevdiğimin aşkına karargâh olalı beri gece ve gündüzü seçecek iktidârım kalmadı. Görmüyor musun, onun aşkı satveti, değil yalnız beni cihânı şûlesine batırdı. Güneşler, aylar, yıldızlar hep, bu ziyâdan aydınlanmıştır.

Ben ne gece, ne de gündüz tanıyorum. Yalnız onu biliyor ve ona tapıyorum. Geceler, ancak sizin gibiler için siyah yüzlü, siyah kaftanlıdır. Sizin gündüzünüzün ışığı, benim gecelerimin nûruna karşı utancından yüzünü kapar.

Ey benim Tanrım! Her zerremi birer meş’ale gibi yakan aşkına yemin ederim ki, güzelliğinin tâkat getirilmeyen ziyâdeliğinden gözlerim kamaştı .. Belki de bunun içindir ki senden başka bir şey görmüyorum..

Devamını oku...
 

Londra ve İstanbul

FALİH RIFKI ATAY (1894 - 1971) Bu yazı bir gezi yazısıdır, onun "Taymis Kıyıları" adlı eserinden alınmıştır.

LONDRA VE İSTANBUL

Sanayi memleketleri ile ziraat memleketleri arasında esaslı bir üslup ayrılığıı görülür: Biri topraklarına kadar makineci, öbürü şehirlerine kadar toprakçı!

İngilizler ise, tabiatı da duman gibi, kanlarına karıştırmışlardır. Bu hayat, et, demir ve ottan yuğurulmuştur: Gıda, iş, rahat! Tabiat bizim havamız kadar bol; en sıkışık caddenin kenarındaki Savoy otelinin salon pencerelerini ağaç dalları okşuyor. Bu sözü İngiltere'de duydum:

— Bir asfalt yolun önüne ağaç dikilirse, yol bükülür.

 

Yeşile koşan Londra'yı gördükçe, hep denizi kovan istanbul'u düşündüm. Bir gün Bebek kıyılarında mavi suyu görmek için, asansörle beşinci kata çıkacağız. Kara taşta yeşil ot bitiren İngiliz zevki, eski osmanlı zevkinden başka türlü değildir. Bir Fransız şehircisi, kitabının fasıl başı altında şu cümleyi yazmıştı:

—  Osmanlılar bina kurdukları yere ağaç dikerlerdi; biz bina kurmak için ağaç söküyoruz.

Devamını oku...
 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 - 2


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.