Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Türk Sanatları
Türk Sanatları

Eski Türk Çini Fırınları

ESKİ TÜRK ÇİNİ FIRINLARI
Prof. Dr. Oktay Aslanapa

1963 yılındanberi İznik'te yaptığımız kazılar Türk çini ve keramik sanatının geniş ölçüde yeniden aydınlanmasına yol açmıştır. Bu yaz Temmuz ayındaki kazılarda birbirinden farklı üç çini fırınının yerini bulup bunları meydana çıkarmak kabil olmuştur. Fırınlardan ikisi İznik Ayasofya kilisesi arkasında Lâle Sokak'ta bulunmuştur. Bunlar ortalama 2 metre derinliği ve 2 metre genişliği olan silindirik birer kuyu halinde küçük fırınlardır. Bunların açılan bir gözden ısıtıldığı anlaşılıyor. Her iki fırında da üstten daire biçiminde, bir insan girebilecek kadar açıklık bırakılmıştır. Fırınların içini temizlemek için yandan ve üstten açılmaları lâzım geldi, iki fırın arasında mermerden bir yarım sütun göze çarpmaktadır (Şekil 1-2, Resim 1-3).

Üçüncü çini farını da bitişikteki Hamam Sokağı No. 9 da bir marangoz atölyesinin arkasındaki arsada 3.50 m. derinlikte bulundu. Diğerlerinden farklı olarak bu fırın dikdörtgen biçiminde takriben 2.50 metre derinlik ve 1.80 x 1.50 metre genişlikte bir kuyudur. Ayrıca bu fırında raf yerleri de tuğla duvarların içine doğru oyularak belirtilmiştir. Bu fırında yandan bir giriş yeri olduğu anlaşılıyor. Üstü çökmüştür (Şekil 3, Resim 4-5). Her üç fırın ateşe dayanıklı çok kalın ve büyük kırmızı tuğladan yapılmıştır.

Devamını oku...
 

Hatat Aziz Efendi'nin Hayatı ve Eserleri

HATTAT AZİZ EFENDİ'NİN HAYATI  VE ESERLERİNDEN ÖRNEKLER

Hat san’atı tarihimizde, yirminci asrın meşhur yazı üstâdlarından olan Aziz Efendi, 1872 (H/1289 ) târihinde Trabzon’un Maçin (Maçka) kasabasında doğdu. Babası Rize’nin Salâha deresi eşrâfından Molla Mehmet Abdülhamid Efendi’dir. Çödelekzâdelerdendir. Annesi Esma Hanımdır. 1876 senesinde babası ailesi ve dört çocuğu ile Trabzon’dan İstanbul’a gelip yerleşti. Babası Abdülhamit Efendi çeşitli camilerde imamlık yaptı.

Aziz Efendi, ilk tahsilini, Eyüp Sultan’da İbtidâi Mektebinde yaptı. 3 ağustos 1885 yılında pekiyi derece ile bitirdi. Güzel yazıya olan merak ve istidâdı sebebiyle, Filibeli Arif Efendi’den sülüs, nesih yazılarını öğrenmeye başladı. Çok geçmeden ahlâki ve kabiliyeti sebebiyle hocasının takdirini kazandı. Aziz Efendi’nin çocukluk devresine ait güzel bir hatırasını şöyle naklederler:

Çok şiddetli bir kış günü Hocası Arif Efendi hem yolların karla kaplı, hem de hasta olması sebebiyle meşkhaneye gitmekte tereddüt eder. Fakat bu zorlu günde hiç kimse gelmese bile Aziz gelir düşüncesiyle dershaneye gelen Arif Efendi talebesinin kendisini beklemekte olduğunu görünce “Evladım bugün ders gösteremeyecek kadar rahatsızdım fakat seni mahzun etmemek için geldim” der. Çocuk ruhunun tertemiz sanat aşkı ve sabrı, hocanın feragati ve karşılık beklemeden verdiği hizmet...  İşte san'atta ve ruhta kemal ve cemale varmanın kutlu yolu. İşte şerefli ecdadımızın nefsani kirlere bulaşmadan yükselişlerinin sırrı. Her şaheseri vücuda getiren ruhun bu olduğuna şüphe yoktur.

Devamını oku...
 

Tezhib Sanatı

TEZHİB SANATI -M. Semih İrteş

Geleneksel süsleme sanatlarımızın çok yaygın bir kolu olan tezhib Arapça'da altınlama anlamına gelen bir süsleme tekniğidir.

En erken örneklerini yazma kitap sanatındaki Kur'an, dua, bilim ve edebi kitaplarda görmek mümkündür. Türk tezhib sanatçısının yüzyıllar içersinde farklı usluplarda geliştirdiği en mükemmel tezhibleri dini kitaplar için yaptığı kuşkusuz bilinen bir gerçektir. Çalışmalarını ve gelişmelerini devlet himayesinde saraya bağlı nakışhanelerde sürdüren bu sanatkarlar Müzehhip adı altında anılırlar

Tezhib sanatının vazgeçilmez malzemesi olan altın uzun bir ameliyeden sonra varak (ince levha) halde müzehhipin eline ezilmek üzere gelir. Zamki arabi ile ezilen altın su ile ipekten süzülür, din-lendirilir. Daha sonra kurutularak toz haline gelir. Tatbik edilecek alanlara jelatinli su ile sürüldükten sonra akik taşından yapılmış mühre ile parlatılır. 12. ve 13. yüzyıllarda parlak olarak tatbik edilen altın daha sonraki yüzyıllarda değişik renklerde (yeşil, kırmızı, beyaz) imal edilmiş, bazen mat olarak da tatbik edilmiştir. Altının yanı sıra kullanılan renkli boyaların en ağırlıkta olana koyu mavidir. Çeşitli tonlarda tatbik edilen lacivert lahor çividi, lapis gibi adlarda toprak kökenlı olup arap zamkı ile halledilir. Esas iki ana rengin haricindeki ara renkler kırmızı, yeşil tonlarda kısmen zemin rengi olarak kullanılmıştır. Çiçek motiflerinin renklenmesi de bütün ana renkler ve tonları açıktan koyuya giden kademeli bir biçimde boyanır. Bir yazma eserde tezhiblenen bölümler iç kapak anlamında olan ve kitabın adı, müellifi bazen de kimin için yapıldığını belirten temellük kitabesinin bulunduğu zahriye; sanatçının bütün hünerini gösterdiği ser levha yada boş sayfalar, hattatın isminin konulması nedeniyle ketebe sayfası yada hatime son sayfalar; başlık yada mihrabiye diye adlandırılan Kur'an'da sure, diğer yazmalarda konu başlar; cümle ve ayetleri birbirinden ayırmak için konan nokta yada duraklar; sayfa kenarlarında görülen ve konuyla ilgili açıklamayı içeren gül süslemeleri olup bunlar secde, hizip, cüz ve aşır gülleridir, Tezhib tasarımlarında kullanılan motifler doğadaki bitki ve hayvan biçimlerinin stilizasyonudur. Bitkisel kökenli olan çiçeklere verilen isim Hatayi grubu altında toplanan çoğunlukla hayal mahsulü olan kompozit bir türdür. Hayvansal biçimlerin üsluplaşmasından meydana gelen diğer motif türü ise Rumi adı altında günümüze gelmiştir. Kelime anlamı Anadolulu olan Rumi 12. ve 13. yüzyıllarda mimari süsleme ve tezhib sanatında en çok kullanılan motiftir.

Devamını oku...
 

Hat Sanatımız

HAT SANATIMIZ

Meşhur bir tarifte hat şöyle anlatılır: Hat her ne kadar, cismani aletlerle meydana gelirse de, aslında ruhi bir hendesedir.

Aynı manayı ihtiva eden bir tarifte de, Nazzam: "Hat bedeni duygularla meydana gelirse de ruhun asaletindendir" der.

Bu tariflere göre hat, üstadını taklitle, zihne nakşolan şekillerin ruhdaki güzellik duygularıyla birleşerek, el, kalem, kağıt ve mürekkep gibi, maddi aletlerin yardımıyle meydana gelen ruhi bir hendesedir.

Hat, lugatta uzun ve doğru yol; mastar olarak yazı yazmak manalarına gelir. Çoğul olarak, ekseriya, hutut veya ahtat kullanılır.

Batıda Hüsn-i hat (güzel yazı)  karşılığında, calligraphy kelimesi kullanılmaktadır. Hüsn-i hat sanatkarina, hicri ilk asırda, katip küttab, verrak, daha sonrada hattat denilmiştir. İranlılar, hattat karşılığında, hoş nüvis veya hub-nüvis kelimelerini kullanmışlardır. Sanatlar göze ve kulağa hitap etmeleri bakımından ikiye ayrılır. Mimarlık, resim, heykel, tezyini sanatlar ve hüsn-i hat şekil, çizgi, renk, gölge, derinlik ve ışık oyunları  içinde göze hitap eder. Şiir ve musiki ise, kulağa hitap eden sanatlar arasında, dinleyenlerin maddi alemin üstüne çıkararak deruni bir mana ile yüzyüze getirir.

Devamını oku...
 




Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.