Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

EMİR HÜSREV DEHLEVÎ

EMİR HÜSREV DEHLEVÎ

Hindistan’da yetişen evliyanın büyüklerinden. Nizâmüddîn-i Evliyâ’nın yetiştirdiği Türk asıllı velî ve şâir. Künyesi Ebüll-Hasen olup, lakabı Azîmüddîn’dir. Emîr Hüsrev Dehlevî’nin dedeleri, Türkistan’da Laçin beylerinden idi. Babası Seyfeddîn Mahmûd, Moğol istilâsı sebebiyle Mâverâünnehr bölgesinden Hindistan’a göç etti. Dehli (Delhi'nin eski ve asıl ismi) sarayındaki devlet adamlarından İmâd-ül-mülk’ün kızı ile evlendi. Bu izdivâcdan 1253 (H. 651) senesinde Emîr Hüsrev Dehlevî, ailenin ikinci çocuğu olarak dünyâya geldi. 1325 (H. 725) senesinde yetmiş dört yaşında vefat etti. Hocasının ayak ucuna defnedildi.


Emîr Hüsrev, zamanın usûlüne göre en güzel şekilde tahsîl yaparak yetişti. Hafızası fevkalâde kuvvetli, üstün bir zekâ ve keskin anlaşıya sâhib olan Emîr Hüsrev’in şiir söyleme kabiliyeti de fazla idi. Babasının çevresindeki ilim, irfan meclislerinden en iyi şekilde istifâde eden Emîr Hüsrev, sâhib olduğu meziyetleri ile dikkatleri üzerinde topladı.

Babasının vefatından sonra, dedesinin yanında, devrin ileri gelen âlim, edîb ve şâirleri ile tanıştı. Daha on iki yaşlarında iken, anlıyanlar tarafından şiirleri takdir ediliyordu. Dedesinin vefatından sonra, Delhi sarayındaki Türk sultan ve kumandanlarının himayesine girdi. Sultan Mübarek Şah Halûcî, 1320 (H. 720) senesinde vefat edince, kendisini tamamen hocası büyük âlim Nizâmüddîn-i Evliyâ’nın hizmet ve sohbetlerine verdi. Hakîkî devlet ve saadete kavuştu. Emîr Hüsrev’in, kırk sene süreyle, haram olan bayram günleri hâriç, devamlı oruç tuttuğu rivayet edilmektedir. 1324 (H. 725) senesinde Sultan Gıyâseddîn Tuğluk Şah ile sefere çıkan Emîr Hüsrev, sefer dönüşünde hocasının vefat haberini alınca, ızdıraptan kendini kaybetti. Her şeyini fakîrlere dağıttı. Altı ay sonra 1325 (H 725) senesi Şevval ayının on sekizinde 74 yaşında iken vefat etti. Çok derin bir aşkla sevdiği hocasının ayak ucu tarafına defnedildi.

Emîr Hüsrev Dehlevî, şâirlerin sultânı, fazilet sahiplerinin önderi, sözleri çok te’sirli olan yüksek bir zât idi. Konuşma san’at ve tavırlarındaki mânâ ve işaretlerde, önceki ve sonraki şâirlerden çoğu ona yetişememiştir. Konuşma tarzında, hocasının kendisine buyurduğu; “İsfehanlılar gibi konuş!” emrine uyardı. Gayet fasîh ve belîğ olarak, açık, anlaşılır ve net bir şekilde konuşurdu. Bu edebî yönü yanında tasavvufî hâli de pek yüksek idi. Evliyalık yolunda üstün derece sahibi idi. Pâdişâhlarla, âmirlerle görüşmesi, kalbinin dünyâ işlerine meyletmesine sebeb olmazdı.

Emîr Hüsrev, birkaç lisâna hakkıyla vâkıftı. Ana dili Türkçe ve Farsça olmakla birlikte, Arabîde, Arablarla müsabakaya girecek derecede idi. Sanskritçeyi de çok iyi bilirdi.

Şiirdeki maharet ve dehâsı yanında o, aynı derecede bir nesir üstadı idi. Düzyazı yazmanın kaideleri ve prensipleri üzerine bir şaheser olan meşhûr Nuh Sîhpir’i o yazmıştır.

Edebî bakımdan bu kadar üstün, meşhûr ve zengin olmasına rağmen Emîr Hüsrev, hocası Nizâmüddîn-i Evliyâ’nın sohbetlerinde, huzurlarında tattığı manevî âb-ı hayât karşılığında, bütün dünyevî zenginliklerden seve seve yüz çevirip, servetinin tamâmını mübarek hocasının bir çift ayakkabısı karşılığına gönül rahatlığı ile feda edebilen çok yüksek bir velî idi.

Bilinen eserleri dört kısım altında incelenmiştir: 1-Dîvânları: Tuhfet-üs-sıgâr, Vasat-ül-hayât, Gurret-ül-kemâl, Bakıyye-i nakiyye, Nihâyet-ül-kemâl, 2-Hamsesi: Matlaul-envâr, Şîrîn-ü Hüsrev, Mecnun ve Leylâ, Âyine-i tskenderî, Heşt behişt, 3-Târihî mesnevîleri: Kırân-ı Sa’deyn, Hıdır Hân, Duvalrâm, Tuğluknâme, Nuh Sîhpur. 4-Mensur eserleri: İ’câz-ı Hüsrevî, Târih-i Alâi, Ef âl-ül-fevâid.

Bu eserlerin hemen hepsi Hindistan’ın çeşitli matbaalarında basılmıştır. Eserlerinin yazma nüshaları, İstanbuf, Bursa, Konya, Kayseri kütüphanelerinde de bulunmaktadır. Bu eserlerinden başka; Cevâhir-ül-bahr, Bahr-ul-ebrâr, Enîs-ul-kulûb, Mir’at-üs-safâ, Menâkıb-ı Hind, Delhi târihi ve Makâlât-ı Cihâr-ı yâr isimli eserleri de vardır.

Emîr Hüsrev’in şiir ve nesirlerinde; dile ve mânâya hâkimiyeti, âhenkliği, tasvirlerindeki güzellik ve derin kültür seviyesi açıkça görülür. Bu yüzden bütün doğu İslâm âleminde sevilip takdir gördü. Kısa zamanda Anadolu’ya ulaşan eserleri zevkle okundu. Dîvân edebiyatı şâirleri tarafından üstâd olarak kabul edildi.

GÎRSİN Mİ GERİ Mİ DÖNSÜN?

Babası Seyfeddîn Mahmûd, çok zekî ve çok akıllı olan oğlunun mânevi terbiye alması ve iyi yetişmesi için onu Nizâmüddîn-i Evliyâ’ya götürdü. Emîr Hüsrev, pek çok şeyi bilmesine rağmen, onu tanımıyordu. O sırada daha sekiz veya dokuz yaşlarında idi. Dergâhına yaklaşıp, kapıdan girecekleri sırada, Emîr Hüsrev, kendisinden beklenilmeyen bir şey söyledi: “Babacığım, kendimi yetiştirecek bir mürşid seçip, ona bağlanmak benim mes’elem olduğuna göre, bu mes’elede beni serbest bırakamaz mısın?” dedi ve bir rubai söyledi. Babası hayret içinde onu kapının dışında bırakıp, sohbette bulunmak üzere kendisi içeri girdi. Bu sırada Emîr Hüsrev, kendi kendine; “Eğer bu zât, hakîkaten yüksek bir evliya ise, mutlaka söylediğim rubaiyi ve benim durumumu Allahü teâlânın izni ile bilir ve rubaime tatmin edici şekilde karşılık verir” diye düşündü. Hüsrev’in bu düşünceler ile söylediği rubaisi şu mealde idi:

“Öyle bir şâhsın ki, sarayının kubbesine,
Farzet ki bir güvercin kondu ve geri döndü.
Bu garîb âşık kapınızdadır.
Girsin mi, yoksa geri mi dönsün?”

O zamanda Hindistan’da bulunan evliyanın en büyüklerinden olan Sultân-ül-meşâyıh Hâce Nizâmüddîn-i Evliya, Hüsrev’in durumunu Allahü teâlânın izni ile anlayıp, hizmetçisini çağırdı. Dışarıda, kapının dışında bekleyen gence, düşüncesine cevap olmak üzere şu rubaiyi okumasını emretti:

“Hemen içeri gir! Ey doğru sözlü insan,
Olalım birbirimize yakın ve teknefes.
Eğer câhil bir insan, hem de ahmak isen,
Hiç durma! Geldiğin yoldan hemen geri dön.”

Hizmetçi gidip Hüsrev’e rubaiyi okudu. Arzu ettiği cevâba fazlasıyla kavuşan Hüsrev, çok sevindi ve derhâl içeri girip, büyük velîye talebe oldu. Tam bir teslimiyet içerisinde hocasına bağlandı. Oğlunun geri kalmasındaki inceliği daha sonra anlayan Seyfeddîn Mahmûd, bu hâdiseden sonra onu daha çok sevmeye başladı.
 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.