Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Kültür Sanat ve Edebiyat

"Yakamoz"

Aslı Rumca olan bu kelimeye bambaşka bir anlam veren, kelimeyi canlı tutan, şarkılara ve şiirlere konu eden Türkçedir. Türk halkıdır. Başkasından aldıklarını, özüne zarar vermeden zenginleştirebilen onu kendinden yapmasını bilen başka bir millet var mıdır

Dünya'nın En Güzel Kelimesi Neden Türkçe'den Seçildi?

Türkçemizin güzelliklerini göz ardı etmeye başladığımızdan bu yana çok oldu. Türkçe’nin ses zenginliğinin yanında, maddi ve manevi ifade zenginliği Türkiye’de unutulmaya yüz tutmuşken, Dünya’da hatırlandı.

Almanya'nın başkenti Berlin'deki Dış İlişkiler Enstitüsü tarafından 2007 yılının Ekim ayında düzenlenen, 60 ülkeden yaklaşık 2 bin 500 kelimenin göz önünde tutulduğu yarışmada, Türkçe ''Yakamoz'' sözcüğü, 3 kişilik jüri tarafından dünyanın en güzel sözcüğü olarak seçildiğinde, biz de, Türkçemizin güzelliklerini yeniden hatırladık.

Alman Dış İlişkiler Enstitüsü’nce gerçekleştirilen “Dünyanın En Güzel Sözcüğü” yarışması, kurumun yayın organı “Kültür Değişimi” (Kulturaustauch) tarafından, “2007 Ruh Bilimleri Yılı Etkinlikleri” kapsamında organize edilmişti.

Sözlük Anlamı

Türk Dil Kurumu, kökeni Rumca olan yakamoz kelimesini iki farklı şekilde tarif ediyor: İlk tarifte “biyolojik ışık üretme özelliğine sahip, akıntı ve rüzgârlarla sürüklenen ve bir şeye dokunduğunda ışık veren deniz hayvanı” deniyor.

Devamını oku...
 

Türkçedeki Yakamoz kelimesi

"Almanya’da düzenlenen bir yarışmada, Türkçedeki Yakamoz kelimesi, dünyanın en güzel sözcüğü seçildi.

Berlin’de faaliyet gösteren Dış İlişkiler Enstitüsü tarafından düzenlenen ve 60 ülkeden yaklaşık 2 bin 500 kelimenin değerlendirildiği yarışmada, Türkçe Yakamoz sözcüğü, 3 kişilik jüri tarafından dünyanın en güzel sözcüğü olarak belirlendi.

Enstitü tarafından yapılan açıklamada, jürinin yakamoz sözcüğünü, kelimenin orijinalliğini, anlamını ve kültürel önemini göz önünde bulundurarak birinciliğe layık gördüğü bildirildi. Türk Dil Kurumu’na göre yakamoz sözcüğü, denizde balıkların veya küreklerin kımıldanışıyla oluşan parıltı ve biyolojik ışık üretme özelliğine sahip, akıntı ve rüzgârlarla sürüklenen ve bir şeye dokunduğunda ışık veren deniz hayvanı anlamına geliyor.

Devamını oku...
 

Ey, Oğul! Gençsin. Uslanmış ömrün 21.yüzyılın ilk çeyreğine denk geldi. Aklını formatlayan, zamanın hakim doğruları. Sen sen ol, alâkalı delillerin bütününe vakıf olmadığında, aklının çıkarımlarına güvenme. Her daim gerekli, velâkin yeterli değildir akıl.

Ey, Oğul! Herşeyi anlamaya kalkan, öfkeden ölmeyi göze alır derler. Bilesin ki, akılla anlaşılamaz, pergele, cetvele gelmez bu Ülke. Kendisine has bir kimliği vardır, Türkiye’ye sadece iman edilir.

Ey, Oğul! Devirli bir oluşumdur, tarih. Sakın ola ki, ezelden ebede dümdüz uzanan doğrusal bir hat bellemeyesin. Güneş her gün daha mütekâmil bir dünyaya doğmaz. Gün olur, en gerideki, en öndekinden ilerde olur. Aristarkus, Kopernik’e “zıpçıktı astrolog” diyen devrimci Martin Luter’den daha ilericidir. Ahmet Yesevi, Kadızade Mehmet’in çok ötesinde.

Ey, Oğul! Birşeye ille de benzeteceksen her budağından sürgün atan salkım saçak bir böğürtlen çalısına benzet tarihi. Bir sürgünü çiçeğe dururken, diğeri meyve vermekte, bir diğeri ise kurumaktadır. Bir çağda birden fazla çağ yaşanır.

Ey, Oğul! Sen sen ol çağdaş sözcüğünü insanlık tarihinin en ileri aşamasıdır belleme. Kimi medeniyet yükselirken, kimi çiçeğe durmakta, bir diğeri gerilemekte, beriki çökmektedir. Tek bir sürgüne takılıp kalma, bütüne bak. Ekolojiyi kolla ki, tarih çalısı sürgün vermeyi sürdürebilsin. Birşeyden korkacaksan, soğuyan Güneşin seni yarı yolda bırakmasından korkmalısın.

Devamını oku...
 

Vakıf Dizisi - Isaac Asimov

"Vakıf Kurulurken'in ilk sayfalarından itibaren, yerleşilmiş on milyonlarca gezegeni kapsayan Galaktik İmparatorluk'un tembellik ve boşvermişlik nedeniyle çökmekte olduğu muazzam bir çevrintinin içine atılırız. Aynı nedenlerden ötürü birden fazla imparatorluğu batırmış bir ırkın evlatları olarak konu bizi hemen cezbeder. Bir grup bilim adamı Vakıf adını verdikleri bir örgütle insanlığın bilgi birikimini korumaya ve böylece çökmekte olan karanlık çağların süresini anlamlı ölçüde kısaltmaya çalışmaktadırlar. Asimov bu basit temel üzerine dev bir bina inşa eder. Ama temelde üç-beş çürük tuğla da yok değildir." (Arka kapaktan)

Psikotarih Nedir?

Asimov'un vakif serilerinde dile getirdigi bir bilim. Hari Seldon karakteri ile anlattığı, hangi durumda kişilerin nasıl davranacaklarını ve bu davranışlar sonucunda nelerin ortaya cikacagini tahmin etmektedir.

Bu kitapla ilgili şöyle bir anım vardır;

Kitabın daha başlarında iken bu seriyi okuyan bir arkadaşa, kitabın sonunda öğreneceğimiz bir şeyi kendisine söyleyince, yüzüme bakarak "hayal gücüne hayran kaldım" demişti. Evet Hari Seldon'u çok çabuk sahiplenmiştim.

Devamını oku...
 

Mevlana'nın Aşk ve İnsan Felsefesi

MEVLANA’NIN AŞK VE İNSAN FELSEFESİ

Anadolu insanı, 700 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen halen Mevlana’nın düşüncelerine ilgi ve sevgisini sürdürmeye devam etmektedir.

Mevlana’nın sevgi ve aşk felsefesi yalnız Türk halkının değil, çeşitli din ve kültürlerden bütün dünya insanlarının ilgi odağı olmaya devam etmektedir. Mevlana’yı anlamak için öncelikle onun etkilendiği “tasavvuf” felsefesinin bilinmesi gerekir.

Tasavvuf bir anlamda İslam mistisizmi demektir. Felsefede mistisizm aklın kavrayamayacağı gerçekleri “mistik sevgi” ile bilmek anlamına gelir. Hindu, Yahudi ve Hıristiyan inanışlarının tümünde de mistisizm vardır.

Tasavvuf söz (kal) yolu değil, hal (iyi ahlak) yoludur. “Hakikat”e ulaşmayı amaçlamaktadır. Kafanda ne varsa atmak, elinde ne varsa dağıtmak, önüne ne çıkarsa çıksın ona yüz çevirmemektir. Yani zihni kötü düşüncelerden arındırmak, cömert olup başkalarına ikramda bulunmak, karşısına hangi çeşit insan çıkarsa çıksın (iyi – kötü, güzel – çirkin, kadın – erkek, dinli – dinsiz) hepsine iyi gözle bakabilmektir. Herkese dost olmak, gül bahçesinin gülü olmak dikeni olmamaktır.

Tasavvuf, ilahi ahlakla ahlaklanmak, bencillikten kurtulup, kendisinden çok başkasını düşünmektir. Bir diğer anlatımıyla tasavvuf; sevgi ve aşk felsefesidir. Allah mutlak cemal ve kemal sahibi olarak her türlü güzelliğin kaynağıdır. Nitekim peygamberimiz bir hadisinde “Allah güzeldir, güzelliği sever, kibir ise hakkı kabul etmemek ve insanları hor görmektir” buyurmuştur. İnsan, Allahı ne kadar tanırsa (Marifet) ona karşı olan sevgi ve aşkı da o oranda artar.

Devamını oku...
 

20. Yüzyıl Siyasi Tarih (1914-1995)

20. Yüzyıl Siyasi Tarih (1914-1995)

Yazar: Prof. Dr. Fahir Armaoğlu

Sayfa Sayısı: 896

Günümüz dünyasını milletlerarası münasebetlerin yapısını ve niteliğini oluşturan gelişmelerin başlangıcı, 1914-18 arasında cereyan etmiş olan Birinci Dünya Savaşı'nın sonuçlarına kadar gitmektedir. Fakat Birinci Dünya Savaşı da durup dururken patlak vermiş olan bir milletlerarası buhran değildir. Bu savaş, 1789-1815 arasında Avrupa'yı alt üst etmiş olan ve bundan da daha mühim olarak insanın siyasal yaşayışında tesirlerini günümüze kadar sürdüren çeşitli siyasal fikir akımlarını ortaya çıkarmış bulunan Fransız İhtilâli'nden sonra kendisini gösteren gelişmelerin bir sonucu olmuştur. Yani, Birinci Dünya Savaşı'nın kökleri, 1815-1914 arasının siyasal ve diplomatik gelişmelerinde yatmaktadır. Dolayısıyla 20. yüzyılı iyi anlayabilmek için 19. yüzyılın siyasî ve sosyal olaylarını çok iyi tahlil etmemiz gerekir.

Devamını oku...
 

Fatih Kerimi'nin Kırım Seyahatnamesi

Fatih Kerimî, Kırım’a Seyahat
Hazırlayan: Hayri Atas
128 sayfa, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, www.iqkultursanat.com

Modern Tatar edebiyatının çok önemli kilometre taşlarından Fatih Kerimî’nin Türkiye Türkçesine çevrilen “Avrupa Seyahatnamesi”[1] ile “İstanbul Mektupları”[2] isimli eserlerinden çok etkilenmiş, yazarı ve bu iki eseri tanıtmaya yönelik birer yazı kaleme almıştım.[3] Kerimî’nin gezip gördüğü Türk yurtları ve Müslümanlar hakkındaki sağlıklı, isabetli gözlem ve tahlilleri beni “Kırım’a Seyahat” isimli eserini okumaya sevk etti.[4]

Kırım’da tanınmış Türkçü, Eğitimci İsmail Gaspralı Beyin çıkardığı “Tercüman Gazetesi”nin 20. kuruluş yılı etkinliklerine katılmak amacıyla Fatih Kerimi arkadaşı Hamidcan Efendi Arabof ile birlikte Kırım’a bir seyahate çıkarlar. Seyahat 27 Nisan 1903 günü Orenburg’dan tren yolculuğu ile başlar. Samara, Harkaf, Akmescit yol güzergâhından sonra Bahçesaray’a ulaşılır. Burada seyahat amaçlarını gerçekleştirdikten sonra da Sivastopol, Yalta yolu takip edilerek 16 Mayıs 1903 günü memleketlerine geri dönerler.

Devamını oku...
 

Türk-i Türkân Hoca Ahmet Yesevi (TEK PERDELİK OYUN)

TÜRK -İ TÜRKÂN  HOCA AHMET YESEVİ

(TEK PERDELİK OYUN) - Yazan: Halil KAPLAN

Oyuncular:


Hoca Ahmet Yesevi

Seyyah-ı Âlem Evliya Çelebi

Çay ocağı sahibi

Arslan Baba

Yunus Emre

Hacı Bektaş Veli

Mevlana Celaleddin-i Rumi

Emir-i Çin Osman

Ulak

1.SAHNE

(Işıklar kapalıdır fakat ortada küçük bir ocaktan ışık gelmektedir. Sahnenin sağ tarafında oturmuş olan hoca Ahmet Yesevi rahlesine bakarak üç-dört âyetlik Kuran-ı Kerim tilâveti yapmaktadır. Tilâvetin sonlarına doğru  sahnede başka biri daha belirmiştir. Ahmet Yesevi’nin yanına yaklaşır ve omzuna dokunur.)

(Ve inna le caılune ma aleyha saıydem cüruza, Ve ayetül lehümül erdul meyteh ahyeynaha ve ahracna minha habben feminhü ye'külun, Ve nüfiha fis suri fe iza hüm minel ecdasi ila rabbihim yensilun.)

Devamını oku...
 

Din, Bilim ve İspat Zorlamaları

Din, Bilim ve İspat Zorlamaları.

Yazar: V. İhsan Töre

Din tanım gereği ispat gerektirmez. Bu bir batı uygarlığı saçmalığıdır. Din genel anlamıyla "Hayatta yolunuzu seçerken göz önüne almanız gereken ilahi kökenli değerler bütünü" dür. Yaşam biçimi bile değildir. Çeşitli yaşam biçimlerine mensup kişiler, yollarını çizerken bu değer kümelerini göz önüne alırlarsa "dine uygun" karar alabilirler.

Din/Bilim zıtlaşması batı katolik kilisesinin hayatın her alanında belirleyici olma iddiasının baskısına tepki olarak doğmuştur. Bunu biz yaşamadık. Yaşamadığımız sorunu ithal etmek de bize özgü bir marifet olsa gerek.

Din'i bilimselleştirme ve ispat etmeye çalışma ise bu ithal "bilim doğruyu söyler, din sizin afyonunuz" önermesine tepki olarak doğan daha ihtişamlı bir saçmalık olup, ayet meallerinde "meteor", "elektrik" veya Kur'anda cifir sayılarıyla "Albert Einstein" ismini aramak gibi abesliklerdir. Din'in amacı da mesajı da bunlar olmadığı için boş iştir.

Devamını oku...
 


Sayfa 7 - 27


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.